şâkirdlerinin ve üstadlarının ve Barla sıddıklarının ve masûmların ve ümmî ihtiyarların, ricâlen ve nisâen umumunun birer birer bayramlarını tebrik ediyoruz.
Said Nursî ∗∗∗
► (126) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ مَاكَتَبْتُمْ وَطَبَعْتُمْ
Azîz, sıddık, muktedir, müteyakkız kardeşlerim!
Sizin mübârek leyâli-i aşerenizi ve Kurban Bayramınızı tebrik ederiz. Nur fabrikası sâhibi Hâfız Ali’nin haşr-i cismânî hakkındaki hâtırına gelen mes'ele ehemmiyetlidir ve mektûbun âhirindeki temsîli, gayet güzel ve mânidârdır. O hâtıra ile, Dokuzuncu Şuâ’nın mukaddime-i haşriyeden sonraki dokuz bürhân-ı haşriyeyi istiyor, diye anladım. Fakat maatteessüf, bir-iki senedir te'lif vazifesi tevakkuf etmiş. Resâili'n-Nurun mesâili; ilim ile, fikir ile, niyet ile ve kasdî bir ihtiyarla değil; ekseriyet-i mutlaka ile sünûhât, zuhûrat, ihtarât ile oluyor. Bu dokuz berâhine şimdi ihtiyac-ı hakîki kalmamış ki, te'life sevk olunmuyoruz.
Evet, erkân-ı îmâniye içinde Îmân-ı Billâh ve Îmân-ı Bilyevmi'l-âhir, Âlem-i İslâmiyetin iki kutbu ve iki güneşidir.
Birincisini: Risale-i Nur, tamamıyla bürhânlarını izâh etmiş.
İkinci kutub ise: Kısmen müstakil olarak Onuncu Söz, Yirmidokuzuncu Söz, Yirmisekizinci Söz, hususan cismânî lezzetlerin isbâtında ve mukaddime-i haşriye gibi risalelerde gayet kuvvetli haşr-i cismânîyi isbât etmiş; muannidleri de susturmuş. Ve îmân-ı Billâh gibi, bu dünyadaki mevcûdât, zâhir bir sûrette onu göstermediğinden; kısm-ı ekserîsi ise, sâir erkân-ı îmâniye içinde haşri, kuvvetli bir sûrette isbât eder.
Ezcümle: Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın hakkâniyetini isbât eden bütün hüccetleri, ikinci derecede haşr-i cismânîyi, binler Âyât-ı Kur'âniyenin tasvir ve izâhatlarıyla isbât ediyor. Acaba, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın mu'cizâne Cennetin lezâiz-i cismâniyesinden bahisleri ve izâhları derecesinden, daha başka bir izâha lüzum kalır mı? Hem, Resûl-i Ekrem
