İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 155 / 218
155

► (116) ◄

Azîz, sıddık kardeşlerim!

Risale-i Nurun intişarına ve fütûhâtına karşı gelen biri semâvî, biri arzî iki musîbete mukàbele edecek ayrı bir inâyet-i İlâhiye cilvesi görülmeye başladı.

Arzî ve insanî olan musîbet: Isparta’da ve İstanbul’da olduğu gibi, Kastamonu’nun havâlisinde de, ehl-i dalâlet, Risale-i Nurun intişarına set çekmek için, hàs talebelerin ve ciddi çalışanların şevklerini kırmak ve onlara fütûr vermek için, ayrı ayrı tarzlarda, umumî bir plân dâhilinde taarruz ediliyor. Hàlislere fütûr veremediklerinden, başka meşgaleler bulmakla çalışmalarına zarar veriyorlar.

Semâvî musîbet ise: İhtikâr neticesinde, hayat ve yaşamak hissi, hissiyat-ı diniyeye galebe çalıp, ekser nâs midesini, maîşetini dâima düşünüyor. Hattâ ekser fukara kısmından olan Risale-i Nur talebeleri, bu musîbete karşı çabalamak mecburiyetiyle hakîki ve en mühim vazifesi olan neşir hizmetini bırakmaya mecbur oluyor.

Hem insanların zihinleri, fikirleri kasden ve bizzat hakàik-ı îmâniyeye karşı bu yüzden bir derece lâkaydlık bir vaziyeti almasından, bir tevakkuf devri gelmesine mukâbil; Cenâb-ı Hakk’ın inâyet ve rahmetiyle başka bir tarzda Risale-i Nurun intişar ve fütûhâtına meydân açmış. Ezcümle: İstanbul âfâkından –yüksek ulemânın– eski Fetvâ Emini Ali Rıza, Ahmed Şirvanî ve parlak vâizlerden Şemsî gibi zâtlar, Risale-i Nurla ciddi ve takdirkârâne münâsebetdâr olmaya başlamalarıdır.

Hem, hâtırımızda olmadığı hâlde yeni hurûfla tab'etmek üzere başta Âyetü'l-Kübrâ’nın en mühim parçası; yedi parça, bir mecmuada tab'etmek ve gençleri uyandıran üç-dört parça ayrı bir risalede, Hâfız Mustafa ile beraber tab'etmek için matbaaya gönderdik.

Hem, mühim bir zât teşebbüs ediyor ki: Mühim parçalardan bir kısmını Ankara’da, büyük rütbeli birisinin muâvenetiyle tab'etmek niyeti var. Ben şimdilik muvâfakat etmedim.

Velhâsıl; bir kapı kapansa, inâyet-i İlâhiye daha parlak kapıları Risale-i Nur yüzünden açıyor, yol veriyor. Risale-i Nurun mektûb ve melfûz hurûfâtı adedince Cenâb-ı Erhamürrâhimîne hamd ü senâ ve şükür olsun... هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى Buna binâen, bu tevakkuf ve muvakkaten fütûra merak etmeyiniz; zâten şimdiye kadar çalışmalar, tohumlar nev'inde istikbâlde kâfî sünbüller verebilir. Farz-ı muhâl olarak, hiç çalışılmasa da yine kifâyet eder. Kat'iyyen takarrür etmiş ki, Risale-i Nur hakikatlerine gıdâya ihtiyaç gibi bu zamanda ihtiyaç var. Bu ihtiyaç ise, onu tevakkufta bırakmaz işlettirecek inşâallâh.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.