İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 123 / 218
123

En ziyâde muâvenet ve teşvik beklediğimiz ve onlar da, o yardıma İslâmiyetçe ve meslekçe ve vazifeten mükellef oldukları bize yardımı yapmayıp, bil'akis, yanlış anlamasına binâen, Risale-i Nurun hizmetine fütûr verecek, mevki-i ictimâiyelerinin ehemmiyetine istinâden i'tirâz etmişler. Bir hakikate dair beyânâta i'tirâz etmişler.

Ben bilmiyorum hangi mes'eledir, hangi âyete dairdir. Olsa olsa, gayet mahrem kısmından olan Birinci Şuâ nâmında İşârât-ı Kur'âniyeden bir mes'eleye dair olacaktır. Bu âciz kardeşiniz, hem o eski dost zâta, hem ehl-i dikkate ve sizlere beyân ediyorum ki: Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın feyziyle Yeni Said, hakàik-ı îmâniyeye dair o derece mantıkça ve hakikatçe bürhânlar zikrediyor ki; değil Müslüman ulemâsı, belki en muannid Avrupa feylesoflarını da teslîme mecbur ediyor ve etmektedir.

Amma, Risale-i Nurun kıymet ve ehemmiyetine işârî ve remzî bir tarzda, Hazret-i Ali (R.A.) ve Gavs-ı A'zam’ın (K.S.) ihbarâtı nev'inden, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın dahi bu zamanda bir mu'cize-i manevîsi olan Risale-i Nur’a nazar-ı dikkati celbetmesine mânâ-yı işârî tabakasından rumûz ve îmâları, i'câzının şe'nindendir ve o lisân-ı gaybın, belâğat-ı mu'cizekârânesinin muktezâsıdır.

Evet, Eskişehir hapishânesinde, dehşetli bir zamanda ve kudsî bir tesellîye pek çok muhtaç olduğumuz hengâmda, manevî bir ihtarla, “Risale-i Nurun makbûliyetine dair eski evliyâlardan şâhid getiriyorsun. Hâlbuki ﴾ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍٍ اِلَّا فِى كِتَابٍ مُبِينٍٍ ﴿ sırrıyla en ziyâde bu mes'elede söz sâhibi Kur'ândır. Acaba, Risale-i Nuru, Kur'ân kabûl eder mi? Ona ne nazarla bakıyor?” denildi. O acîb suâl karşısında bulundum.

Ben de Kur'ândan istimdâd eyledim. Birden, otuzüç âyetin mânâ-yı sarîhinin teferruâtı nev'indeki tabakàttan, mânâ-yı işârî tabakasında ve o mânâ-yı işârî külliyetinde dâhil bir ferdi, Risale-i Nur olduğunu ve duhûlüne, medâr-ı imtiyazına bir kuvvetli karîne bulunmasını, bir saat zarfında hissettim ve bir kısmı, bir derece izâh ve bir kısmını mücmelen gördüm. Kanâatimde, hiçbir şek ve şübhe ve vehim ve vesvese kalmadı. Ben de, ehl-i îmânın îmânını, Risale-i Nurla muhâfaza niyetiyle o kat'î kanâatimi yazdım ve hàs kardeşlerime mahrem tutulmak şartıyla verdim. Ve o risalede, biz demiyoruz ki, âyetin mânâ-yı sarîhi budur; tâ hocalar “fîhi nazarun” desin.

Hem dememişiz ki, mânâ-yı işârînin külliyeti budur; belki diyoruz ki; mânâ-yı sarîhinin tahtında müteaddid tabakalar var, bir tabakası da, mânâ-yı işârî ve remzîdir. Ve o mânâ-yı işârî de, bir küllîdir. Her asırda cüz'iyâtları var. Risale-i Nur dahi bu asırda o mânâ-yı işârî tabakasının

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.