İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 100 / 218
100

fenâlaşıyorum, manevî hizmetlerimin neticelerini göremiyorum” diye medet istiyor.

Ona yazıyoruz ki: “Bu dünya dâru'l-hizmettir; ücret almak yeri değildir. Âmâl-i sâlihanın ücretleri, meyveleri, nurları; berzahta, âhirettedir. O bâkî meyveleri bu dünyaya çekmek ve bu dünyada onları istemek, âhireti, dünyaya tâbi etmek demektir. O amel-i sâlihin ihlâsı kırılır, nuru gider. Evet, o meyveler istenilmez, niyet edilmez. Verilse teşvik için verildiğini düşünüp şükreder.”

Evet, bu asırda, bir-iki mektûbda beyân edildiği gibi, o derece hayat-ı dünyeviye damarına dokunmuş ve yaralamış ve heyecana getirmiş ki; mübârek ve ihtiyar ve hoca ve ehl-i salâhat olan bir zât dahi, dünyada bir nev'i hayat-ı uhreviye ezvâkını istiyor; birinci derecede, zevk-i hayat onda hükmediyor.

Dördüncüsü: Bizimle alâkadar bir zât, pek çokların şekvâ ettikleri gibi, eskiden şiddetli bir tarîkatta okuduğu evrâdındaki zevk ve şevkini kaybettiğini ve sıkıntı ve uyku galebe ettiğini müteessifâne şekvâ etti.

Ona dedik: Maddî hava bozulduğu vakit nasıl ki sıkıntı veriyor, asabî sînelerde inkıbaz hâli başlıyor. Öyle de, bazen manevî hava bozuluyor. Hususan maneviyattan yabânîleşmiş bu asırda ve bilhassa hevesât ve müştehiyât-ı nefsâniyeyi taammüm etmiş memleketlerde ve hususan şühûr-u muharreme ve şühûr-u mübârekede manevî havayı tasfiye eden Âlem-i İslâmın intibâh ve teveccüh-ü umumîsi, o mübârek şühûrun gitmesiyle tevakkuf etmesinden fırsat bulup, havayı bozan dalâletlerin te'sirleri zamanında ve bilhassa kış tazyîkatı altında, bir derece hayat-ı dünyeviye ve hevesât-ı nefsâniyenin tasallutlarının noksaniyetinden, Ehl-i İslâm ve ehl-i îmânda, hayat-ı uhreviyeye çalışmak iştiyakı, baharın gelmesiyle hayat-ı dünyeviyenin ve hevesât-ı nefsâniyenin inkişafıyla o iştiyak-ı uhreviyeyi gizlemesi ânında elbette böyle kudsî evrâdlarla zevk, şevk yerinde, esnemek ve fütûr gelir.

Fakat, mâdem خَيْرُ الْاُمُورِ اَحْمَزُهَا sırrıyla; meşakkatli, külfetli, zevksiz, sıkıntılı âmâl-i sâliha ve umûr-u hayriye daha kıymetli, daha sevâblıdır. O sıkıntıda, o meşakkatteki ziyâde sevâbı ve makbûliyeti düşünüp, sabır içinde mesrûrâne şükretmek gerektir.

Beşincisi: Risale-i Nurun bir talebesi, Risale-i Nura çalışmadığının bir sebebi, derd-i maîşetin ziyâdeleşmesi olduğunu söyledi.

Biz de ona dedik: Risale-i Nura çalışmadığın için derd-i maîşet sana şiddetlendi. Çünkü bu havâlide her talebe itiraf ediyor ve ben de ediyorum

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.