İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 73 / 218
73

Muhammediyedir (A.S.M.) ve Velâyet-i Ahmediye’nin (A.S.M.) evrâdıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür. Sonra, bu kelimenin hakikati böyle inkişaf etti: Nasıl ki, risalete inkılâb eden velâyet-i Ahmediye (A.S.M.) bütün velâyetlerin fevkındedir. Öyle de, o velâyetin tarîkatı ve o velâyet-i kübrânın evrâd-ı mahsûsası olan namazın akabindeki tesbihât, o derece sâir tarîkatların ve evrâdların fevkındedir. Bu sır dahi şöyle inkişaf etti ki:

Nasıl zikir dâiresinde bir mecliste veyâhut hatme-i Nakşiyede bir mescidde birbiriyle alâkadar hey'et-i mecmuada nurânî bir vaziyet hissediliyor; kalbi hüşyâr bir zât namazdan sonra سُبْحَانَ اللهِ ❀ سُبْحَانَ اللهِ deyip tesbihi çekerken, o dâire-i zikrin reisi olan Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm’ın müvâcehesinde yüz milyon tesbih edenler, tesbih elinde tesbih çektiklerini ma'nen hisseder. O azamet ve ulviyetle سُبْحَانَ اللهِ ❀ سُبْحَانَ اللهِ der. Sonra o Serzâkirin emr-i manevîsiyle ona ittibâen اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ ❀ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ dediği vakit, o halka-i zikrin ve o çok geniş dâiresi bulunan Hatme-i Ahmediye’nin (Aleyhissalâtü Vesselâm) dâiresinde yüz milyon mürîdlerin اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ ❀ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ larından tezâhür eden azametli bir hamdi düşünüp içinde اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ ile iştirâk eder, ve hâkezâ اَللهُ اَكْبَرْ ❀ اَللهُ اَكْبَرْ ve duâdan sonra لَا اِلٰهَ اللهُ ❀ لَااِلٰهَاِلَّااللهُ otuzüç defa o tarîkat-ı Ahmediye’nin (Aleyhissalâtü Vesselâm) halka-i zikrinde ve hatme-i kübrâsında o sâbık mânâ ile o ihvân-ı tarîkatı nazara alıp o halkanın Serzâkiri olan Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm’a müteveccih olup اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَاَلْفُ اَلْفِ سَلاَمٍ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللهِ der, diye anladım ve hissettim ve hayâlen gördüm. Demek tesbihât-ı salâtiyenin çok ehemmiyeti var.

İkinci Mes'ele: Otuzbirinci âyetin işâretinin beyânında, ﴾ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَوةَ الدُّنْيَا ﴿ bahsinde denilmiş ki: Bu asrın bir hàssası şudur ki, hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı bâkiyeye bilerek tercih ettiriyor. Yani kırılacak bir cam parçasını bâkî elmaslara bildiği hâlde tercih etmek bir düstur hükmüne geçmiş.

Ben bundan çok hayret ediyordum. Bugünlerde ihtar edildi ki, nasıl bir uzv-u insanî hastalansa, yaralansa sâir a'zâ vazifelerini kısmen bırakıp

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.