devlete ve dörtyüz milyon nüfûsa yakın ve onun müttefiki olan Çin’e ve Amerika’ya ve onlar ise zahîr ve müttefik oldukları olan bolşeviklere gâlibâne, öldürücü darbe vuran o hükûmetteki muhârib cemâatin şahs-ı manevîsi ile, mücâdele ettiği dinsizlerin ve tarafdârların şahs-ı manevîleri tecessüm etse, yine minâre boyunda bir insana nisbeten küçük bir insanın nisbeti gibi olur. Bir rivâyette, “Deccâl dünyayı zabteder” mânâsı; “ekseriyet-i mutlaka ona tarafdâr olur” demektir. Şimdi de öyle oldu.
Üçüncü Cihet: Eğer, küre-i arzın dört kıt'aları içinde (Hâşiye) [^8] en küçüğü olan Avrupanın ve bu kıt'anın da dörtte biri olmayan bir hükûmetin memleketi; ekser Asya, Afrika, Amerika, Avustralya’ya karşı gâlibâne harbederek, Hazret-i İsâ’nın vekâletini da'vâ eden bir devletle beraber dine istinâd edip çok müstebidâne olan dinsizlik cereyanlarına karşı semâvî paraşütlerle muhârebe ve mücâdele eden o hükûmet ile, ötekilerin şahs-ı manevîleri insan sûretine girse, ceridelerin eskiden beri yaptıkları gibi, devletlerin kuvvetlerini ve hükûmetlerin derecelerini göstermek nev'inden o manevî şahıslar dahi rû-yi zemin ceridesinde, bu asır sahifesinde birer insan sûretinde tersîm ve tasvirleri gibi temessül etseler; aynen ve tam tamına hadîs-i şerîfin mu'cizâne ihbar-ı gaybî nev'inden beyân ettiği hâdise-i âhirzamanın müteaddid mânâlarından tam bir mânâsı çıkıyor.
[^8]:(Hâşiye) Avustralya nazara alınmamış.
Hattâ, şahs-ı İsâ’nın (A.S.) semâvâttan nüzûlü işâretiyle bir mânâ-yı işârîsi olarak Hazret-i İsâ’yı (A.S.) temsîl ederek ve nâmına hareket eden bir tâife dahi, şimdiye kadar işitilmemiş ve görülmemiş bir tarzda tayyarelerle, paraşütlerle semâdan, bir belâ-yı semâvî gibi nüzûl ettiriyor; düşmanların arkasına indiriyor. Hazret-i İsâ’nın nüzûlünün maddeten bir misâlini gösteriyor.
Evet, hadîs-i şerîfin ifâdesiyle Hazret-i İsâ’nın semâvî nüzûlü kat'î olmakla beraber; mânâ-yı işârîsiyle başka hakikatleri ifâde ettiği gibi, bu hakikate de mu'cizâne işâret ediyor.
Küçük Husrev olan Feyzi ve Emin’in suâli ve ilhâhlarıyla bazı bîçârelerin îmânlarını şübehâttan muhâfaza niyetiyle bu mes'eleye dair yalnız bir, iki, üç satır yazmak niyet edip başlarken, ihtiyarım haricinde olarak uzun yazdırıldı; hikmetini de anlamadık, belki bir hikmeti var diye öylece bıraktık, kusura bakmayınız. Bu fıkrada, tashihe ve dikkate vakit bulamadık, müşevveş kaldı. ∗∗∗
