İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 51 / 218
51

İşte Eski Said de, eski zamanda böyle acîb bir istibdâdı hissetmiş. Bazı âsârında, ona hücum ile beyânâtı var. O müdhiş istibdâdât-ı acîbeye karşı meşrûta-i meşrûayı bir vâsıta-i necât görüyordu. Ve hürriyet-i şer'iye, Kur'ânın ahkâmı dâiresindeki meşveretle o müdhiş musîbeti def'eder diye düşünüp öylece çalışmış.

Evet, zaman gösterdi ki, hürriyet-perver nâmını alan bir devletin, o istikbâlde gelen istibdâdın bir nümûnesi olarak, üçyüz müstebid memurlarıyla, üçyüz milyon Hindistan’ı, üçyüz seneden beri, üçyüz adam gibi kolay bağlayıp deprenmeyecek derecede istibdâd altına alarak, eşedd-i zulmü a'zamî bir derecede, yani birisinin hatâsıyla binler adamı tecziye etmek olan kanun-u müstebidâneye inzibat ve adâlet nâmını vermiş; dünyayı aldatmış, ateşe vermiş.

Münâzarât nâmındaki eserde, bazı latîfe sûretinde bazı kayıtlar, hâşiyecikler bulunur. O eski zaman te'lifinde zarîfü't-tab' talebelerine bir mülâtafe nev'indendir. Çünkü onlar, o dağlarda beraberinde idiler. Onlara ders sûretinde, beyân ediyormuş. Hem bu Münâzarât Risalesi’nin rûhu ve esâsı hükmünde olan hâtimesindeki Medresetü'z-Zehrâ hakikati ise, istikbâlde çıkacak olan Risale-i Nura bir beşik, bir zemin ihzar etmek idi ki; bilmediği, ihtiyarsız olarak ona sevk olunuyordu. Bir hiss-i kable'l-vukû' ile o nurânî hakikati bir maddî sûrette arıyordu. Sonra o hakikatin maddî ciheti dahi vücûda gelmeye başladı.

Sultan Reşâd, ondokuz bin altun lirayı Van’da temeli atılan o Medresetü'z-Zehrâ’ya verdi, temel atıldı. Fakat sâbık Harb-i Umumî çıktı, geri kaldı.

Beş-altı sene sonra Ankara’ya gittim; yine o hakikate çalıştım. İkiyüz meb'ûstan yüz altmışüç meb'ûsun imzalarıyla, o medresemize yüz ellibin banknot iblâğ ederek, o tahsîsat kabûl edildi. Fakat binler teessüf medreseler kapandı, onlar ile uyuşamadım, yine geri kaldı. Fakat Cenâb-ı Erhamürrâhimîn, o medresenin manevî hüviyetini Isparta vilâyetinde te'sis etti. Risale-i Nuru tecessüm ettirdi. İnşâallâh istikbâlde Risale-i Nur şâkirdleri o àlî hakikatin maddî sûretini de te'sis etmeye muvaffak olacaklar.

Eski Said’in İttihâd-ı Terakkî Komitesine şiddet-i muhâlefetiyle beraber, onların hükûmetine ve bilhassa orduya karşı tarafgirâne yüksek takdirâtı ve iltizamları ise, bir hiss-i kable'l-vukû' ile, yağı içinde bulunan o cemâat-i askeriyede ve o cem'iyet-i milliyede bir milyona yakın evliyâ mertebesinde olan şühedâyı altı-yedi sene sonra tezâhür edeceğini hissetmiş, ihtiyarsız olarak, meşrebine muhâlif, onlara dört sene tarafgir bulunmuş. Sâbık Harb-i Umumî çalkamasıyla o mübârek yağı alındı, yağı alınmış bir ayrana döndü. Yeni Said dahi Eski Said’e muhâlefet edip mücâhedesine döndü. ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.