İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 26 / 218
26

Dedim: “Hâfız Ali ne vakit gelmiş.”

Dediler: “O burada yoktur.”

Ben şimdi o vâkıadan diyebilirim ki; üç-dört saat mesâfeden duâma âmînini işittirmesi, otuz günlük mesâfeden buradaki zaîf dâvet ve duâma kuvvetli ve te'sirli bir âmîn hükmünde olan yazıların imdâdıma yetişmesi çok mânidâr bir tevâfuktur.

Sıddık Sabri! Senin cisminde (ayağında) kardeşliğimin sikkesini gördüğüm zaman bir hiss-i kable'l-vukû' ile kalbime geldi: Bu zât mühim bir vakitte bana çok ehemmiyetli bir kardeşlik edecek. Ve muvaffak oldun, yaptın.. Allah senden ebeden râzı olsun.

Abdülmecîd’e, Beşinci Şuâ’yı haber vermiştim, cevab gelmedi. Belki ihtiyaten sükût ettiler, göndermedim. Siz, evvelce muhâbere ediniz, sonra gönderebilirsiniz. Eğer Hastalar Risalesini bana gönderirseniz, İhtiyarlar Risalesi de beraber olsa daha iyi olur. Mektûbunuzda selâm gönderen vefâdâr kardeşlerime binler selâm.

Bugünlerde manevî bir muhâverede bir suâl ve cevabı dinledim. Size bir kısa hülâsasını beyân edeyim. Biri dedi:

“Risale-i Nur’un îmân ve tevhid için büyük tahşidâtları ve küllî techizâtları gittikçe çoğalıyor ve en muannid bir dinsizi susturmak için yüzde birisi kâfî iken, neden bu derecede harâretle daha yeni tahşidât yapıyor?”

Ona cevaben dediler:

“Risale-i Nur, yalnız bir cüz'î tahribâtı, bir küçük hâneyi tamir etmiyor; belki küllî bir tahribâtı ve İslâmiyeti içine alan dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhît kaleyi tamir ediyor ve yalnız hususî bir kalbi ve hàs bir vicdânı ıslaha çalışmıyor; belki bin seneden beri tedârik ve terâküm edilen müfsid âletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumî ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun, bâhusus avâm-ı mü'minînin istinâdgâhları olan İslâmî esâslar ve cereyanlar ve şeâirler kırılmasıyla, bozulmaya yüz tutan vicdân-ı umumîyi Kur'ânın i'câzıyla o geniş yaralarını, Kur'ânın ve îmânın ilâçları ile tedâvi etmeye çalışıyor.

Elbette böyle küllî ve dehşetli rahnelere ve yaralara hakkalyakìn derecesinde ve dağlar kuvvetinde hüccetler, cihâzlar ve bin tiryâk hâsiyetinde mücerreb ilâçlar, hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki; bu zamanda, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın i'câz-ı manevîsinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, îmânın hadsiz mertebelerinde terakkiyât ve inkişafata medârdır.” diyerek uzun bir mükâleme cereyan etti. Ben de tamamen işittim.. hadsiz şükrettim, kısa kesiyorum.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.