İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 210 / 218
210

bu saâdeti dâima idâme ettirecekler. Dünyanın cam parçalarını, o elmaslara tercih etmeyecekler. Onlar, hususî duâmızda dâhildirler.”

Hâmisen: Mücâhidlerin üstadı ve efelerin hakîki bir nâsihi ve Risale-i Nurun hàlis muhlis bir şâkirdi olan Hasan Âtıf kardeşim! Senin uzun ve te'sirli ve ehemmiyetli mektûbun içindeki edîbâne, gayet ince hissiyatın ve sana mahsûs latîf tâbiratın hoşuma gitti. Kardeşim, mübtedi'lerin ve hodfürûşların ve mülhidlerin ilişmelerinden teessürâtın beni, senin hesabına müteessir etti. Evvelce size yazdığım mektûb, inşâallâh o teessürâtı izâle eder. Risale-i Nurun mesleği ise; vazifesini yapar, Cenâb-ı Hakk’ın vazifesine karışmaz. Vazifesi tebliğdir; kabûl ettirmek, Cenâb-ı Hakk’ın vazifesidir.

Hem, kemiyete ehemmiyet verilmez. Sen, o havâlide bir tek Âtıf’ı bulsan, yüzü bulmuş gibidir. Merak etme. Hem, mümkün olduğu kadar hàriçten gelen küçük ilişmelere ehemmiyet verme. Fakat ihtiyatla, –bu atâlet mevsimi ve gaflet zamanı ve derd-i maîşet ibtilâsı zamanında– cüz'î bir iştigâl de ehemmiyetlidir. Tevakkuf değil, muvaffakıyetsiz mağlûbiyet yok! Risale-i Nurun her tarafta gâlibâne fütûhâtı var.

Sâdisen: Eski dost ve kardeş ve Risale-i Nurun o zamanda ciddi bir talebesi ve Isparta hayatımda bana hüsn-ü hizmetle samîmî bir arkadaş ve himmeti uzun, eli kısa azîz kardeşim Mehmed Celâl!

Seni, o zamandan beri unutmadım. Çok zaman Risale-i Nur dâiresinde kalemiyle çalışanlar içinde isminle hissedar oluyordun. Senin yüksek isti'dâdını ve ulüvv-ü himmetini Risale-i Nurda istimâl etmek arzuluyordum. Demek, derd-i maîşet, sizi bir derece kayıt altına aldı. Başta mübârek baban, hânenizde bulunanlara bilmukabele selâm ediyorum. Ve bilhassa Mehmed Seyrânî Hayyat’a çok selâm ile beraber; eğer benim orada iken tanıdığım ve Husrev sisteminde telâkki ettiğim Mehmed Seyrânî ise, onun bin selâmına selâmla mukàbele edip; o Seyrânî, o zamandan beri Risale-i Nurun bir cüz'üne bahsi girdiği ve silinmediği gibi, hâtırımda da silinmemiş. Çok defa bekliyordum ki; Seyrânî, Husrev’in arkasında koşup çalışsın. Demek, onu da derd-i maîşet bağlamış.

Sâbian: Risale-i Nurun erkân-ı mühimmesinden Halîl İbrahim’in on dört yaşındaki evlâd-ı manevîsi, Risale-i Nur dâiresindeki masûm şâkirdlerin dâiresinde inşâallâh ehemmiyetli mevkii alacak ve o küçük şahsiyette parlak, büyük bir şâkird rûhu görünüyor. Mektûbunda, çocukça konuşmamış; gayet müdakkikàne büyük bir âlim gibi konuşması bizi çok sevindirdi. Mâşâallâh, Bârekallâh dedirdi.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.