altışar tane ben kendim yerdim ve bazen o kadar ve daha ziyâde başkalara teberrük olarak verirdim. Sıddık Süleyman bu hâdiseyi belki tahattur eder. Bir aydan ziyâde devam etti. Sonra, merhum Gâlib Bey ile hesab ettik, onun beş-altı misli bereket içinde olduğuna kanâatimiz geldi. Ben o vakit dedim: “Bu zâtta ehemmiyetli bir bereket, bir ihlâs var.” Şimdi tahmin ve tahattur ediyorum ki, o zât Hacı Hâfız imiş. O acîb bereketin şimdi sırrı çıkmış.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى Nur fabrikasının sâhibi Hâfız Ali’nin ve mübâreklerin köyleri ortasında, duâda, Sav köyü mevki almış. Tam bir senedir ahyâ yüzünden emvât dahi hisse alıyorlar. ∗∗∗
Risaleti'n-Nurun hizmetinde ekser şâkirdleri birer nev'i kerâmet ve ikram-ı İlâhî hissettikleri gibi, bu âciz kardeşiniz çok muhtaç olduğu için, çok nev'ilerini ve çeşitlerini hissediyorum. Ve bu sıralarda bu havâlideki şâkirdler, yemînle itiraf ediyoruz ki; “Biz Nur’un hizmetinde çalıştıkça hem maîşetçe, hem istirahat-i kalbce bir genişlik, bir ferâh zâhir bir sûrette hissediyoruz.” Ben kendimce o kadar hissediyorum ki, nefis ve şeytanım dahi o bedâhete karşı hayret ederek sustular. .………………
Biliniz ki, bir seneden ziyâdedir, ben duâda, Risaleti'n-Nurun şâkirdlerinin risalelerle alâkadar olan ezvâc ve evlâd ve vâlideynlerini dahi dâhil ediyorum. Bunun bir sebebi; başta Sabri olarak, orada burada bazı zâtlar, çoluk ve çocukları ile dâireye girmeleridir. …………..............
Adâlet-i İlâhiye, İslâmiyete ihanet eden mimsiz medeniyete öyle bir azâb-ı manevî vermiş ki, bedevîliğin ve vahşîliğin derecesinden çok aşağıya düşürtmüş. Avrupa’nın ve İngiliz’in yüz sene ezvâk-ı medeniyesini ve terakkî ve tasallut ve hâkimiyetin lezzetlerini hiçe indiren mütemâdi korku ve dehşet ve telâş ve buhran yağdıran bombaları başlarına musallat etmiş.
İşte böyle bir zamanda en lüzumlu, en ehemmiyetli, en birinci vazife îmânı kurtarmak olduğundan; bu zamana ve bu seneye bakan beşâret-i Kur'âniye ve ﴾ فَضْلاً كَبِيرًا ❀ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَٓاءُ ﴿ âyetlerin müjdesi en büyük bir fütûhât sûretinde Risaleti'n-Nurun manevî fütûhât-ı îmâniyesini gösteriyor.
Evet, bir adamın îmânı; ebedî ve dünya kadar bir mülk-ü bâkînin anahtarı ve nurudur. Öyle ise, îmânı tehlikeye ma'rûz her adama, bütün küre-i arzın saltanatından daha fâideli bir saltanat,
