dehşetli hâdiseyi, dar bir memlekette ve mahdûd insanlarda tasavvur etmiş. Hâlbuki istikbâl, o iki ihbar-ı gaybiyeyi tasavvurunun pek fevkınde tefsir ve tâbir eyledi.
Evet, eski Said’in “Bir Nur âlemi göreceğiz.” demesi, Risale-i Nur dâiresinin mânâsını hissetmiş; geniş bir dâire-i siyâsiye tasavvur ettiği gibi, sırr-ı ﴾ اِنَّٓا اَعْطَيْنَا ﴿ nın remziyle, onüç ondört sene sonra, “ Dinsizliği, zındıklığı neşredenler, pek müdhiş tokatlar yiyecekler.” deyip o hakikati dar bir dâirede tasavvur etmiş. Şimdi zaman, o iki hakikati tam tâbir ve tefsir etti.
Evet, başta Isparta Vilâyeti olarak Risale-i Nur dâiresi, birinci hakikati pek parlak ve güzel bir sûrette gösterdiği gibi; ikinci hakikati de, medeniyet-i sefîhenin tuğyanını ve maddiyûnluk (Hâşiye) [^22] tâununun aşılamasını çeviren ve idare eden ervâh-ı habîsenin başlarına gelen bu dehşetli semâvî tokatlar, geniş bir dâirede, o sırr-ı ﴾ اِنَّٓا اَعْطَيْنَا ﴿ nın hakikatini tam tamına isbât etmiş.
[^22]:(Hâşiye) Evet maddiyûnluk tâununun hastalığı nev'-i beşere bu dehşetli sıtmayı ve küre-i arza bu titremeyi vermiştir.
Risale-i Nur, kat'î bürhânlara istinâden, hükümleri, sâir hakàikta, aynı aynına, te'vilsiz, tâbirsiz hakikat çıkması ve yalnız işârât-ı tevâfukiye ve sünûhât-ı kalbiyeye i'timâden beyânâtı, böyle dünyevî olan mesâil-i istikbâliyede neden bazen tâbir ve te'vile muhtaç oluyor, diye hâtırıma geldi.
Böyle bir cevab ihtar edildi ki: “Gaybî istikbâl-i dünyevîde ve dünya işlerinde, başa gelen hâdisâtı bildirmemekte Cenâb-ı Erhamürrâhimînin çok büyük bir rahmeti saklandığını ve gaybı gizlemekte, çok ehemmiyetli bir hikmeti bulunduğu cihetle, gaybî şeyleri haber vermekten yasak edip, yalnız mübhem ve mücmel bir sûrette, ya ilhâm veya ihtar ile bir emâreyi vesile ederek, keşfiyâtta ve rüya-yı sâdıkada, bir kısım gaybî hakikatleri ihsâs eder. O hakikatlerin hususî sûretleri vukû'undan sonra bilinir.
Kardeşlerim, bu defa Hilmi Bey ile gelen Re'fet ve Rüştü’nün mektûbları bizi çok sevindirdi. Zâten Husrev, Re'fet, Rüştü Risale-i Nura intisapta eskiden beri beraber bulunmalarından, ben birisini tahattur etsem, üçü birden hâtıra geliyor. Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür ki, bu dehşetli fırtınalar, onları ve sizleri sarsmadı. Mâşâallâh, Re'fet, şimdi de eski sadâkatini ve tam alâkasını tamamıyla muhâfaza ettiğini anladık. Bir-iki senedir ondan hiçbir mektûb ve Hizmet-i Kur'âniyedeki vaziyetinden bir haber alamamıştım, merak ediyordum. Bu defa mektûbunda,
