İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 164 / 218
164

Evet, hak ve hakikat ve din ve adâlet hesabına olmadığına ve belki inâd ve asabiyet-i milliye ve menfaat-i cinsiye ve nefsin enâniyetine dayanan dünyada emsâli vukû' bulmayan gaddârâne bir zulüm hesabına olduğuna kat'î bir delil şudur ki: Bin masûm çoluk-çocuk, ihtiyar, hasta bulunan bir yerde, bir-iki düşman askeri bulunmak bahânesiyle bombalarla onları mahvetmek ve tabakàt-ı beşer cereyanları içinde, burjuvaların en dehşetli müstebidleri ve sosyalistlerin ve bolşeviklerin en müfritleri olan anarşistlerle ittifak etmek ve binler, milyonlar masûmların kanlarını heder etmek ve bütün insanlara zarar olan bu harbi idâme ve sulhu reddetmektir.

İşte böyle hiçbir kanun-u adâlete ve insaniyete ve hiçbir düstur-u hakikate ve hukuka muvâfık gelmeyen boğuşmalardan, elbette Âlem-i İslâm ve Kur'ân teberrî eder. Yardımcılıklarına, tenezzül edip tezellül etmez. Çünkü onlarda öyle dehşetli bir fir'avunluk, bir hodgâmlık hükmediyor, değil Kur'âna, İslâma yardım; belki kendine tâbi ve âlet etmekle elini uzatır. Öyle zâlimlerin kılınçlarına dayanmak, hakkâniyet-i Kur'âniye elbette tenezzül etmez.

Ve milyonlarla masûmların kanıyla yoğrulmuş bir kuvvet yerine, Hàlık-ı Kâinâtın kudret ve rahmetine dayanmak, ehl-i Kur'âna farz ve vâcibdir. Gerçi zındıka ve dinsizlik o boğuşanların birisine dayanıp ehl-i diyâneti ezer. O zındıkanın tazyîkinden kurtulmak, onun aksi cereyanına tarafdâr olmak bir çaredir. Fakat şimdiye kadar o tarafdârlık bir menfaat vermeyerek çok zararları dokunmuş.

Hem zındıka, nifâk hâsiyetiyle her tarafa döner. Senin dostunu kendine dost edip, sana düşman eder. Senin tarafdârlık cihetiyle kazandığın günahlar, fâidesiz boynunda kalır. Risale-i Nur şâkirdlerinin vazifeleri îmân olduğundan, hayat mes'eleleri onları çok alâkadar etmez ve merakla baktırmaz. İşte bu hakikate binâen, değil onüç ay, belki onüç sene (Hâşiye) [^20] dahi bakmasam hakkım var. Sizler baktınız, günahlardan başka ne kazandınız? Ben bakmadım, ne kaybettim?

[^20]:(Hâşiye) Hem tam yedi senedir aynı hâl devam etti. Ne merak etti ve ne de sordu ve ne de bildi.

İkinci Suâl: İşârât-ı Kur'âniye risalesinde Fâtiha’nın âhirinde Sırat-ı Müstakîm ashâbı ki, ﴾ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ ﴿ âyetiyle ta'rif edilen tâife içinde, hem لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّتِى ilâ âhir hadîsinin âhirzamanda gösterdikleri mücâhidler içinde ve hem ﴾ وَالْعَصْرِ ﴿ sûresinin ﴾ اِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا ﴿ dan başlayan üç cümlenin mânâ-yı işârîsinde hususî bir sûrette bir ferdi,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.