İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 106 / 218
106

Endişeli suâl: Bu âhirzaman fitnesinde açlık ehemmiyetli bir rol oynayacak. Onunla ehl-i dalâlet, bîçâre aç ehl-i îmânı, derd-i maîşet içinde boğdurup, hissiyat-ı diniyeyi ya unutturup ya ikinci, üçüncü derecede bırakmaya çalışacak diye, rivâyetlerden anlaşılıyor. Acaba, herşeyde hattâ kaht azâbında ehl-i îmân ve masûmlar için bir vech-i rahmet ve kader-i İlâhi cihetinde adâlet olduğu, bunda ne tarzda olur? Ve ehl-i îmân, hususan Risale-i Nur talebeleri bu musîbete karşı îmân ve âhiret hesabına ne cihetle istifade edip nasıl davranacaklar ve mukâvemet edecekler?

Elcevab: Şu musîbetin en ehemmiyetli sebebi, küfran-ı ni'met ve şükürsüzlük ve ni'met-i İlâhiyenin kıymetini takdir etmemeklikten gelen bir isyan olduğundan, Âdil-i Hakîm, ni'metinin, hususan gıdâ kısmının, hususan hayat noktasında en büyük ni'met olan ekmeğin hakîki lezzetini ve çok ehemmiyetli kıymetini ve ni'metiyet noktasında fevkalâde derecesini göstermekle, hakîki şükre sevketmek hikmetiyle, Ramazan gibi, riyâzet-i diniyeye riâyet etmeyen şükürsüz insanlara bu musîbeti verip, aynı hikmet için adâlet etmiş.

Ehl-i îmân, ehl-i hakikat, hususan Risale-i Nur talebelerinin vazifesi, bu musîbetli açlığı, Ramazan riyâzet-i diniyesinin tarzındaki açlık gibi vesile-i ilticâ ve nedâmet ve teslîmiyet yapmaya çalışmaktır. Ve zarûret bahânesiyle dilenciliğe ve hırsızlığa ve anarşiliğe yol açmasına meydân vermemektir. Ve aç fakirlere acımayan bir kısım zengin ve bazı ehl-i maaş dahi Risale-i Nuru dinleyip, bu mecburî açlık hissiyle açlara merhamete gelip, zekâtla yardımlarına koşmaktır. Ve nefsini güzel yemeklerle şımartan, serkeş eden ve hevesât-ı rezîle ve tuğyanlara sevkedip sarhoş eden gençler dahi, Risale-i Nurun irşadıyla, bu hâdiseden merdâne istifade ederek, fuhşiyât ve günahlardan ellerini bir derece çektiği ve nefislerinin zevklerini ve pisliklere karşı galeyânlarını kırdığı vesilesiyle tâate ve hayrata girip, o hâdiseyi kendi aleyhlerinden çıkarıp lehlerinde istimâl etmektir.

Ve ehl-i ibâdet ve salâhat dahi, ekser insanların aç kaldığı bu zamanda ve çok karışmış ve haram ve helâl fark edilmeyecek bir tarzda gelmiş ve şübheli mal hükmünde ve ma'nen müşterek olan erzâk-ı umumiyeden helâl olmak için mikdar-ı zarûret derecesine kanâat ediyorum diye bu mecburî belâya bir riyâzet-i şer'iye nazarıyla bakmaktır. Kader-i İlâhiyeye karşı şekvâ ile değil, rızâ ile karşılamaktır.

Umum kardeşlerime, hususan musîbet-zedelere çok selâm ve selâmetlerine duâ ediyorum.

Sabri kardeşim! Seni tevkîl edip selâm gönderenlere, ben de seni tevkîl ediyorum. Onlara birer birer selâm ediyorum. Senin bu defaki mektûbun

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.