İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 58 / 231
58

► (04) ◄

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

Bu âciz kardeşiniz, hem o i'tirâz eden o eski dost zâta, hem ehl-i dikkate ve sizlere beyân ediyorum ki: Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın feyziyle yeni Said (R.A.) hakàik-ı îmâniyeye dair o derece mantıkça ve hakikatçe bürhânlar zikrediyor ki; değil Müslüman ulemâsı, belki en muannid Avrupa feylesoflarını da teslîme mecbur ediyor ve etmektedir. Amma Risale-i Nurun kıymet ve ehemmiyetine işârî ve remzî bir tarzda Hazret-i Ali (R.A.) ve Gavs-ı A'zam’ın (R.A.) ihbarâtı nev'inden Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân dahi bu zamanda bir mu'cize-i maneviyesi olan Risale-i Nura nazar-ı dikkati celbetmesine mânâ-yı işârî tabakasından rumûz ve îmâları, i'câzının şe'nindendir ve o lisân-ı gaybın belâğat-ı mu'cizekârânesinin muktezâsıdır.

Evet, Eskişehir Hapishânesinde dehşetli bir zamanda ve kudsî bir tesellîye pek çok muhtaç olduğumuz hengâmda, manevî bir ihtarla: “Risale-i Nurun makbûliyetine eski evliyâlardan şâhid getiriyorsun, hâlbuki ﴾ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍٍ اِلَّا فِى كِتَابٍ مُبِينٍٍ  ﴿ sırrıyla en ziyâde bu mes'elede söz sâhibi Kur'ândır. Acaba Risale-i Nuru, Kur'ân kabûl eder mi? Ona ne nazarla bakıyor?” denildi. O acîb suâl karşısında bulundum. Ben de, Kur'ândan istimdâd eyledim. Birden otuzüç âyetin mânâ-yı sarîhinin teferruâtı nev'indeki tabakàttan “mânâ-yı işârî” tabakasından ve o mânâ-yı işârî külliyetinde dâhil bir ferdi Risale-i Nur olduğunu ve duhûlüne ve medâr-ı imtiyazına birer kuvvetli karîne bulunmasını bir saat zarfında hissettim ve bir kısmı bir derece izâhlı ve bir kısmını mücmelen gördüm. Kanâatime hiçbir şek ve şübhe ve vehim ve vesvese kalmadı; ve ben de, ehl-i îmânın îmânını Risale-i Nur ile takviye etmek niyetiyle o kat'î kanâatimi yazdım ve hàs kardeşlerime mahrem tutulmak şartıyla verdim.

Ve o risalede biz demiyoruz ki: “Âyetin mânâ-yı sarîhi budur.” Tâ hocalar “fîhi nazarun” desin. Hem dememişiz ki: “Mânâ-yı işârînin külliyeti budur”, belki diyoruz ki: Mânâ-yı sarîhinin tahtında müteaddid tabakalar var. Bir tabakası da, mânâ-yı işârî ve remzîdir ve o mânâ-yı işârî de bir küllîdir, her asırda cüz'iyâtları var. Ve Risale-i Nur dahi bu asırda o mânâ-yı işârî tabakasının külliyetinde bir ferddir. Ve o ferdin kasden bir medâr-ı nazar olduğuna ve ehemmiyetli bir vazife göreceğine eskiden beri ulemâ beyninde bir düstur-u cifrî ve riyâzî ile karîneler, belki hüccetler

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.