işâret ve mânâsının sûretiyle ve tarz-ı ifâdesiyle iki cereyanın keyfiyetlerine ve vaziyetlerine îmâ eder. Sabri’nin mektûbu yolda iken ve gelmeden evvel o mektûbun manevî te'siri ile bu âyeti ve ﴾ اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا ﴿ âyetiyle beraber düşünürken hâtırıma geldi. Risale-i Nur bu derece kuvvetli işâret-i Kur'âniyeye ve şâkirdleri bu kadar kıymetli beşâret-i furkàniyeye ve aktâbların iltifatına mazhariyetin sırrı ve hikmeti, musîbetin azameti ve dehşetidir ki, hiçbir eserin mazhar olmadığı bir kudsî takdir ve tahsin almış. Demek ehemmiyet onun fevkalâde büyüklüğünden değil, belki musîbetin fevkalâde dehşetine ve tahribâtına karşı mücâhedesi cüz'î ve az olduğu hâlde gayet büyük öyle bir ehemmiyet kesbetmiş ki bu âyette işâret ve beşâret-i Kur'âniyede ifâde eder ki, Risale-i Nur dâiresi içine girenler tehlikede olan îmânlarını kurtarıyorlar ve îmânla kabre giriyorlar ve Cennete gidecekler diye müjde veriyorlar. Evet bazı vakit olur ki, bir nefer gördüğü hizmet için bir müşîrin fevkıne çıkar, binler derece kıymet alır.
İHTAR: Geçmiş ve gelecek âyetlerin işâretleri yalnız tevâfukla değil belki herbir âyetin mânâ-yı küllîsindeki cüz'iyât-ı kesîresinden bir cüz'î ferdi Risale-i Nur olduğuna îmâen, münâsebet-i maneviyeye göre cifrî ve ebcedî bir tevâfukla o münâsebeti te'yiden ve ona binâen hususî ona bakar demektir.
Altıncı Âyet
ALTINCI ÂYET:
Sûre-i Hadîd’de ﴾ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِهِ ﴿ Yani: “Karanlıklar içinde size bir nur ihsân edeceğim ki o nur ile doğru yolu bulup onda gidesiniz.” Lillâhi'l-Hamd Risale-i Nur bu kudsî ve küllî mânâsının parlak bir ferdi olduğu gibi, ﴾ نُورًا ﴿ deki tenvin ن sayılmak cihetiyle bin üçyüz onsekiz adediyle Resâili'n-Nur müellifi tedrîsten, te'lif vazifesine ve mücâhidâne seyahate başladığı zamanın beş sene evvelki zamanına ve çok âyetlerin işâret ettikleri bin üçyüz onaltı tarihindeki mühim bir inkılâb-ı fikrîden iki sene sonraki zamana tevâfuk eder ki; o zaman istihzarât-ı nuriyeye başladığı aynı tarihtir. İşte şu nurlu âyet, hem mânâca, hem cifirce tevâfuku ise, umum vücûhu aynı şuûr olan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’da elbette ittifakî ve tesâdüfî olamaz.
Yedinci Âyet
YEDİNCİ ÂYET:
﴾ وَ يُحِقُّ اللّٰهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ ﴿ şu âyet-i meşhûrenin küllî mânâsının bu zamanda zâhir bir mâsadakı Risaletü'n-Nur olduğu gibi Lafzullâh’taki şeddeli lâm, bir lâm; ve ﴾ بِكَلِمَاتِهِ ﴿ deki melfûz ya sayılmak şartıyla dokuzyüz doksansekiz adediyle Risaletü'n-Nurun dokuzyüz doksansekiz
