İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 55 / 231
55

► (02) ◄

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

Ben, senin ictihâdında hatâ var diyenlere ve isbât edenlere teşekkür edip rûh u canla minnetdârım. Fakat, şimdiye kadar o ictihâdımı tamamıyla kanâatle tam tasdik edenler, binler ehl-i îmân ve onlardan çokları ehl-i ilim tasdik ettikleri ve ben de dehşetli bir zamanda kudsî bir tesellîye muhtaç olduğum bir hengâmda sırf ehl-i îmânın îmânını Risale-i Nur ile muhâfaza niyet-i hàlisasıyla ve Necmeddin-i Kübrâ, Muhyiddin-i Arabî gibi binler ehl-i işârât gibi cifrî ve riyâzî hesabıyla beyân edilen bir müjde-i işâriye-i Kur'âniyeyi kendine gelen bir kanâat-ı tâmme ile, hem mahrem tutulmak şartıyla beyân ettiğim ve o ictihâdımda en muannid dinsizlere de isbât etmeğe hazırım, dediğim hâlde beni gıybet etmek, dünyada buna hangi mezheble fetvâ verilebilir, hangi fetvâyı buluyorlar?! Ben herşeyden vazgeçerim, fakat adâlet-i İlâhiyenin huzurunda bu dehşetli gıybete karşı hakkımı helâl etmem! Titresin!.. Bütün sâdâtın ceddi olan Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Sünnet-i Seniyesini muhâfaza için hayatını ve herşeyini fedâ eden bir mazlumun şekvâsı, elbette cevabsız kalmayacak!

İllâ bir şart ile helâl edebilirim ki: Bu Ramazan-ı Şerîfte bana ve hàlis kardeşlerime verdiği endişe ve telâşı, hak-perestlik damarıyla büyüklere lâyık ulüvv-ü cenâbla enâniyet-i taassubkârânesini hakikate ve insafa fedâ edip tamire çalışmasıdır; müşfik ve munsıf bir hoca tavrıyla, kusurumuz varsa bize lütûfkârâne ihtar ve îkazdır. Cenâb-ı Hak, Settârü'l-Uyûbdur, hasenât seyyiâta mukâbil gelse, affeder. Îmân hizmetinde yüzbinler insanın îmânını tahkîkî yapmak hasenesine karşı benim gibi bir bîçârenin hüsn-ü niyetle kuvvetli emârelerle inâyet-i İlâhiyeden tasavvur ettiği bir müjde-i Kur'âniyenin tefehhümünde bir yanlış, belki yüz yanlış varsa da o hasenâta karşı gelemez, setr-i uyûb perdesini yırtamaz!.. Her ne ise.

Bu mes'ele yalnız şahsıma taalluk etseydi, ben cidden nefs-i emmâremi tam kırmak için ona minnetdâr olurdum. Mesleğimiz, bu zamanda hakka hizmet, bütün bütün terk-i enâniyetle olabileceğini kat'î kanâatimiz olduğu gibi, yirmi senedir nefs-i emmârem ister istemez o mesleğe itâate mecbur olmuş. Risale-i Nur ve mukaddemâtları, buna bir hüccet-i kàtıadır. Fakat garaz ve inâd ve bir nev'i taassub-u meslekiyeyi ihsâs eden ve esrâr-ı mestûreyi işâa sûretinde gelen i'tirâz ve ayıplara karşı Eski Said (R.A.) lisânıyla derim: İşte meydân! En müteassıb ulemâdan ve en büyük velîden tut, tâ en dinsiz feylesoflara ve müdakkik hükemâlara, Risale-i Nurdaki da'vâları isbât etmeğe hazırım ve hem de isbât etmişim ki,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.