ancak kâfî gelebilir. Sâir mes'elelere bakmak, bize fuzûlî ve mâlâyanî olur. Yalnız bu kadar var ki, Risale-i Nur şâkirdlerinin bir kısmı öteki da'vâlar içinde bulunduğu ve lüzumsuz ve sebebsiz bazen bize akılsızların tecâvüzleri ve taarruzları zamanında, zarûret derecesinde, istemeyerek muvakkaten bakmışız.
Hem bu hakîki ve pek büyük da'vânın haricindeki da'vâlara ve boğuşmalara alâkadarâne fikren ve kalben karışmak zararlıdır. Çünkü böyle geniş ve siyâsî ve heyecan veren dâirelere dikkat eden ve onlarla meşgul olan bir adam, kısa bir dâire içinde vazifedâr olduğu ehemmiyetli hizmetlerinden geri kalır veya şevki kırılır.
Hem o geniş ve câzibedâr siyaset ve boğuşma dâirelerine dikkat eden, bazen kapılır; vazifesini yapamadığı gibi, selâmet-i kalbini ve hüsn-ü niyetini ve istikamet-i fikrini ve hizmetindeki ihlâsı kaybetmese de o ittiham altında kalabilir. Hattâ mahkemede bana bu noktadan hücum ettikleri zaman dedim: “Güneş gibi hakikat-i îmâniye ve Kur'âniye, yerdeki muvakkat ışıkların câzibesine tâbi ve âlet olmadığı gibi, o hakikati cidden tanıyan, değil küre-i arzdaki hâdisâta, belki kâinâta da âlet edemez dedim, onları susturdum.”
İşte Üstadımızın cevabı bitti, biz de bütün kuvvetimizle tasdik ettik.
Risale Nur Şâkirdlerinden
Emin, Feyzi ∗∗∗
► (08) ◄ Bir mektûbun parçasıdır. Bu makam münâsebetine binâen yazıldı
[Bir mektûbun parçasıdır. Bu makam münâsebetine binâen yazıldı.]
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Sakın dünya cereyanları, hususan siyaset cereyanları ve bilhassa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın, karşınızda ittihâd etmiş dalâlet fırkalarına karşı sizi perîşan etmesin. “El-hubbu Fillâh” “Ve'l-buğzu Fillâh” düstur-u Rahmânî yerine –El-iyâzü Billâh– “El-hubbu fissiyaseti ve'l-buğzu lissiyaseti” düstur-u şeytânî hükmederek, melek gibi bir hakikat kardeşine adâvet ve “el-hannâs” gibi bir siyaset arkadaşına muhabbet ve tarafdârlıkla zulmüne rızâ gösterip cinayetine ma'nen şerîk eylemesin.
Evet, bu zamandaki siyaset, kalbleri ifsad edip asabî rûhları azâb içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-i rûh isteyen adam, siyaseti bırakmalı. Evet, şimdi küre-i arzda herkes ya kalben, ya rûhen, ya aklen, ya bedenen gelen musîbetten hissedarlıktan azâb çekiyor, perîşandır. Bilhassa ehl-i dalâlet ve ehl-i gaflet merhamet-i umumiye-i İlâhiyeden ve hikmet-i
