İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 143 / 231
143

o Serzâkirin emr-i manevîsiyle ona ittibâen اَلْحَمْدُ لِلّٰهِِ... اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ dediği vakit, o halka-i zikrin ve o geniş dâiresi bulunan hatme-i Ahmediye’nin (A.S.M.) dâiresinde yüz milyon mürîdlerin اَلْحَمْدُ لِلّٰهِِ... اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ larından tezâhür eden azametli bir “hamd”i düşünüp içinde اَلْحَمْدُ لِلّٰهِِ... اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ ile iştirâk eder. Ve hâkezâ اَللّٰهُ اَكْبَرُ.. اَللّٰهُ اَكْبَرُ ve duâdan sonra لاَاِلٰهَاِلَّااللّٰهُ... لاَاِلٰهَاِلَّااللّٰهُ otuzüç defa o tarîkat-ı Ahmediye’nin (A.S.M.), halka-i zikrinde ve hatme-i kübrâsında o sâbık mânâ ile o ihvân-ı tarîkatı nazara alıp o halkanın Serzâkiri olan Zât-ı Ahmediyeye (A.S.M.) müteveccih olup, اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَاَلْفُ اَلْفِ سَلاَمٍ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ der, diye anladım ve hissettim ve hayâlen gördüm. Demek, tesbihât-ı salâtiyenin çok ehemmiyeti var.

Said Nursî ∗∗∗

► (03) ◄

Hâfız Ali'nin bu defaki mektûbunda çok mübârek ve yüksek duâsı bizi en derin rûhumuzdan mesrûr edip şükre sevketti ve her musîbet-zedeye ve hüzün ve kederlere düşenlere mânâ-yı işârîsiyle meded-res ve halâskâr ve şifâdar ve medâr-ı sürûr olan ﴾ اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ ﴿ ve ﴾ اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا ﴿ her musîbet-zedeye baktığı gibi, bu geçen hastalık cihetiyle bize de baktığını yazıyor. Evet, Hâfız Ali (R.H.) o noktayı tam görmüş. Ben de tasdiken derim ki:

Eğer o hastalık yirmi derece tezâuf etseydi, bizlere kazandırdığı neticeye nisbeten yine ucuz düşerdi ve rahmet olurdu. Fakat Hâfız Ali’nin (R.H.) üstadı hakkında benim haddimden çok fazla isnâd ettiği meziyet ve masûmiyeti, onun masûm lisânıyla hakkımda medih olarak değil, belki bir nev'i duâ olarak tasavvur ediyoruz.

Hem Hâfız Ali’nin, Sava gibi yerler, karyeler ve Ιsparta, bir Medrese-i Nuriye hükmüne geçmesi ve Risale-i Nurun sâdık şâkirdleri hàrikulâde olarak günden güne yükselmeleri, tenevvür etmeleri, bizleri, belki Anadolu’yu, belki Âlem-i İslâmı mesrûr ve müferrah eden bir hakikatli haber telâkki ediyoruz.

Âhir fıkrasında “Muhbir-i Sâdık’ın haber verdiği manevî fütûhât yapmak ve zulümâtı dağıtmak zaman ve zemini hemen hemen gelmiş” diye fıkrasına, bütün rûh u canımızla Rahmet-i İlâhiyeden niyâz ve temennî

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.