► (03) ◄ Bugünlerde manevî bir muhâverede bir suâl ve cevabı dinledim. Size bir kısa hülâsasını beyân edeyim
[Bugünlerde manevî bir muhâverede bir suâl ve cevabı dinledim. Size bir kısa hülâsasını beyân edeyim.]
Biri dedi: “Risale-i Nurun îmân ve tevhid için büyük tahşidâtları ve küllî techizâtları gittikçe çoğalıyor ve en muannid bir dinsizi susturmak için yüzde birisi kâfî iken, neden bu derece harâretle daha yeni tahşidât yapıyor?”
Ona cevaben dediler: “Risale-i Nur, yalnız bir cüz'î tahribâtı ve bir küçük hâneyi tamir etmiyor; belki küllî bir tahribâtı ve İslâmiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhît kaleyi tamir ediyor.
Ve yalnız hususî bir kalbi ve hàs bir vicdânı ıslaha çalışmıyor; belki bin seneden beri tedârük ve terâküm edilen müfsid âletlerle dehşetli rahnelenen kalb-i umumîyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun ve bâhusus avâm-ı mü'minînin istinâdgâhları olan İslâmî esâsların ve cereyanların ve şeâirlerin kırılmasıyla bozulmağa yüz tutan vicdân-ı umumîyi, Kur'ânın i'câzıyla ve geniş yaralarını, Kur'ânın ve îmânın ilâçlarıyla tedâvi etmeğe çalışıyor.
Elbette böyle küllî ve dehşetli tahribâta ve rahnelere ve yaralara, hakkalyakìn derecesinde ve dağlar kuvvetinde hüccetler, cihâzlar ve bin tiryâk hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki; bu zamanda Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın i'câz-ı manevîsinden çıkan Risale-i Nur, o vazifeyi görmekle beraber, îmânın hadsiz mertebelerinde terakkiyât ve inkişafata medârdır” diye uzun bir mükâleme cereyan etti. Ben de tamamen işittim, hadsiz şükrettim.
Bu Hâdise Münâsebetiyle, Yine Bugünlerde Hâtırıma Gelen Bir Vâkıayı Beyân Ediyorum:
Ben namaz tesbihâtının âhirinde otuzüç defa kelime-i tevhid zikrederken birden kalbime geldi ki: Hadîs-i şerîfte “Bazen bir saat tefekkür, bir sene ibâdet hükmüne geçer.” Risaletü'n-Nurda o saat var, çalış o saati bul, ihtar edildi. Âdeta ihtiyarsız bir sûrette Kur'ânın Âyetü'l-Kübrâsının iki tefsiri olan iki Âyetü'l-Kübrâ risalelerinden mülahhas, tefekkürî bir tekellüm tam bir saat devam etti. Baktım, size gönderdiğim “Âyetü'l-Kübrâ Risalesi”nin birinci makamının hülâsasından müntehab güzel bir sırrını hülâsa ile “Yirmidokuzuncu Lem'a-i Arabiye”den müstahrec nurlu, tatlı fıkralardan terekküb ediyor. Ben kemâl-i lezzetle her gün tefekkür ile okumağa başladım. Birkaç gün sonra hâtırıma geldi ki: Mâdem Risale-i Nur bu zamanın bir mürşididir; talebelerine bir vird-i ekber olabilir diye
