► (03) ◄
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
﴿ وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ ﴾
Âyetinin veraset-i Ahmediye (A.S.M.) cihetinde mânâ-yı işârî noktasında bu asırda o Rahmeten li'l-âlemînin bir âyinesi ve hakikat-i Kur'âniyenin bir hakîki tefsiri olan Risale-i Nur, o küllî rahmetin bir cilvesi, bir nümûnesi olmasından; Hakikat-i Muhammediyenin (A.S.M.) bir kısım evsâfını, mânâ-yı mecâzî ile cüz'î bir vârisine verilebilir diye bu parlak kasideye ilişmedim. Yalnız hakikat-i Ahmediye (A.S.M.) ile âyinesinin farkına işâreten bazı kelimeler ilâve edildi.
Said Nursî
► (04) ◄
Huzur bulur bugün seninle âlem,
Ey bu asırda Rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur.
Sürûr bulur bugün seninle âdem,
Ey bir Rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
Bu hasta gönüller çoktan perîşan,
Varsa sende eğer Lokman’dan nişan,
Bir şifâ sun, gel ey mahbûb-u zîşan
Ey cilve-i Rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
Gelmez mi sonu bu uzun hecenin,
Geçmez mi gamı bu yaslı gecenin,
Zâri arttı, sabrı bitti nicenin
Ey cilve-i Rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
Fahr-i âlem Arş’dan bu yere indi,
Şah-ı velâyet gelip düldüle bindi,
Zülfikàr’a bugün artık “Nur” dendi
Ey bu zamanda Rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
Yolumuz, bu Nurun bu Nurlu yolu,
Olduk hepimiz o Nurun bir kulu,
Nur yolunda yürüyen hem ne mutlu
Ey nümûne-i Rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur!
Nursun, nur çıkan Nurlu dağında
Bülbül öter bahçesinde bağında,
Tozu olsak onun pâk ayağında
Ey Rahmet-i âlem cilvesi Risaletü'n-Nur!
