İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 46 / 231
46

► (08) ◄

Azîz Sıddık Kardeşlerim!

Sizin fevkalâde sadâkat ve ulüvv-ü himmetinizden tereşşuh eden bir hafta evvelki mektûbunuza karşı hüsn-ü zannınızı bir derece cerh eden benim cevabımın hikmeti şudur ki:

Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, farazâ hakîki beklenilen o zât dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten ferâğat edecek ve hedefini değiştirecek, diye tahmin ediyorum.

Hem üç mes'ele var:

Biri hayat, biri şerîat, biri îmândır.

Hakikat noktasında en mühimmi ve en a'zamı, îmân mes'elesidir. Fakat şimdi umumun nazarında ve hâl-i âlem ilcaâtında en mühim mes'ele, hayat ve şerîat göründüğünden, o zât şimdi olsa da, üç mes'eleyi birden umum rû-yi zeminde vaziyetlerini değiştirmek nev'-i beşerdeki cârî olan âdetullâha muvâfık gelmediğinden, herhalde en a'zam mes'eleyi esâs yapıp, öteki mes'eleleri esâs yapmayacak, tâ ki îmân hizmeti, safvetini umumun nazarında bozmasın ve avâmın çabuk iğfal olunabilen akıllarında o hizmet başka maksadlara âlet olmadığı tahakkuk etsin.

Hem de, yirmi seneden beri tahribkâr eşedd-i zulüm altında o derece ahlâk bozulmuş, o derece metânet ve sadâkat kaybolmuş ki; ‘on’dan, belki yirmiden birisine i'timâd edilmez. Bu acîb hâlâta karşı çok fevkalâde sebat ve metânet ve hamiyet-i İslâmiye lâzımdır. Yoksa akîm kalır, zarar verir.

Demek en hàlis ve en selâmetli ve en mühim ve en muvaffakıyetli hizmet, Risaletü'n-Nur şâkirdlerinin çalıştıkları dâire içindeki kudsî hizmettir.

Her ne ise, şimdilik bu mes'eleye bu kadar yeter.

Said Nursî ∗∗∗

Husrev’in Mektûbundan Bir Fıkradır

HUSREV’İN MEKTÛBUNDAN BİR FIKRADIR

Evet Üstadım, gözümüzle görüyoruz ki: Ehl-i tarîkat, bid'alara dayanamamışlar; hem girmişler, içinden çıkamıyorlar, hem sâlikleri ‘on’dan bir-ikiye inmiş. Hem onlar da itiraf ediyorlar ki: Zevklerinden, cezbedici güzelliklerinden ellerinde çok şeyleri kalmamış. Cenâb-ı Hakk’ın sırf bir ihsânı olarak Risaletü'n-Nurun parlak, nurânî nâsiyesini müşâhede ediyoruz ki, in'ikâs eden lemeât-ı nuriyesi, bütün ihtiyacımıza kâfî ve vâfî geliyor, herkesi hayrette bırakıyor. Hem, ehl-i bid'ayı serfürû ettiriyor. Öylelerin lisânlarından, nedâmet ve teessüfü ifâde eden “Bilmemişiz!” kelimeleri dökülüyor.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.