İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 152 / 231
152

Âcizâne fehmedebildiğim şu ânda kalbime gelen hakikatlere istinâden diyeceğim ki: Bu dalâlet ve bid'aların ve dinsizliğin tâun ve vebâdan daha ziyâde ve daha şiddetli sârî illetlerine karşı Risaletü'n-Nurun getirdiği ve ta'lim ve tefhim ettiği çok hakikatlerden Sünnet-i Ahmediyeye (A.S.M.) temessük dersini en hakîki olarak alan, Risaletü'n-Nur şâkirdleridir. Onlar bu temessük ve intisablarının, iki kere iki dört eder kat'iyyetinde mazhar oldukları inâyet-i Rabbâniye şehâdetiyle, muaccel mükâfâtlarını görüyorlar. Yani: Burada sünneti ile, dalâlet ve bid'at ve dinsizlik ateşlerinden kurtaran mensûb olduğumuz Şerîatın Mübelliği; burada halâs ve mukâvemetle, âhir hayatımızda îmân ile, haşr-i ekberde şefâatiyle inşâallâh ebedî sevindirecektir diyorlar diye biliyorlar.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى

Mâdem ki böyle olmuştur; o hâlde şübhesiz Risaletü'n-Nurun intişarındaki maksad, şu zamanın insanlarına tahkîkî îmânı ders vermek, mütehayyirlerini kurtarmak, müteharrilerini takviye ve tarsin etmek, zındıka ve ehl-i ilhâdı iskât ve ilzam etmektir. Amma fitne ateşleri âfet hâlini alan bu zamanda, cam ile elmasın beraber satıldığı bir çarşıda bu mübârek Nurları, yani şânında ﴾ اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَ اِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ  ﴿ buyurulan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın hakîki tefsirleri olan Risaletü'n-Nurun hakaretten sıyâneti için, hem سِرًّا تَنَوَّرَتْ sırr-ı tenvirini Rahîm ve Kerîm Rabbimiz irâde ve takdir buyurmuş.

Risale-i Nur Şâkirdlerinden

Hulûsî ∗∗∗

Halîl İbrahim’in Risale-i Nura Hitâben Yazdığı Bir Fıkradır

HALÎL İBRAHİM’İN RİSALE-İ NURA HİTÂBEN

YAZDIĞI BİR FIKRADIR

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الرِّسَالَةِ النُّورِيَّةِ Şümûs-u Kur'ânın envârlarından in'ikâs eden ecrâm-ı ulviye, seyyârât ve sevâbit-i kevkebiye ve ezhâr-ı müzeyyene-i ravza-i safâiye ve hakàik-âşinâ ile memlû dürr-i meknûne اَلْمُؤَيَّدُ بِالدَّلاَئِلِ الْعَقْلِيَّةِ وَالتَّسْلِيمِيَّةِ olan Risale-i Nuriye, esrâr-ı kitabullâh, âlemi ziyâlandırdı ve inşâallâh dâimî ziyâlandıracaktır. Ve öyle bir şâheserdir ki, selef-i sâlihînin eserlerinin sonunda gelmekle hepsinden ileridedir. Öyle mebzûl bir feyz var ki, en zulmetli kalbleri dahi nur-u îmân

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.