İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 201 / 231
201

Evet, ekser kardeşlerim ve yanımdaki umum arkadaşlarım ve müstensihler biliyorlar ki; Ondokuzuncu Mektûb’un beş parçası, birkaç gün zarfında her gün iki-üç saatte ve mecmûu oniki saatte hiçbir kitaba müracaat edilmeden yazılması; hattâ en mühim bir parça ve o parçada lafz-ı Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm kelimesinde zâhir bir hâtem-i Nübüvveti gösteren Dördüncü Cüz, üç-dört saatte, dağda, yağmur altında ezber yazılmış ve Otuzuncu Söz gibi mühim ve dakîk bir risale, altı saat içinde bir bağda yazılmış ve Yirmisekizinci Söz, Süleyman’ın bahçesinde, bir, nihâyet iki saat içinde yazılması gibi, ekser risaleler böyle olması; ve eskiden beri sıkıntılı ve münkabız olduğum zaman, en zâhir hakikatleri dahi beyân edemediğimi, belki bilemediğimi yakın dostlarım biliyorlar. Hususan o sıkıntıya hastalık da ilâve edilse, daha ziyâde beni dersten, te'liften men'etmekle beraber; en mühim Sözler ve risaleler, en sıkıntılı ve hastalıklı zamanımda, en sür'atli bir tarzda yazılması; doğrudan doğruya bir inâyet-i İlâhiye ve bir ikram-ı Rabbânî ve bir kerâmet-i Kur'âniye olmazsa nedir?

Hem hangi kitab olursa olsun, böyle hakàik-ı İlâhiyeden ve îmâniyeden bahsetmiş ise, alâ küll-i hâl bir kısım mesâili, bir kısım insanlara zarar verir ve zarar verdikleri için, her mes'ele herkese neşredilmemiş. Hâlbuki şu risaleler ise; şimdiye kadar hiç kimsede –çoklardan sorduğum hâlde– sû-i te'sir ve aksü'l-amel ve tahdiş-i ezhân gibi bir zarar vermedikleri, doğrudan doğruya bir işâret-i gaybiye ve bir inâyet-i Rabbâniye olduğu bizce muhakkaktır.

Altıncı İşaret

ALTINCI İŞÂRET: Şimdi bence kat'iyyet peydâ etmiştir ki; ekser hayatım, ihtiyar ve iktidarımın şuûr ve tedbirimin haricinde öyle bir tarzda geçmiş ve öyle garîb bir sûrette ona cereyan verilmiş; tâ Kur'ân-ı Hakîme hizmet edecek olan bu nev'i risaleleri netice versin. Âdeta bütün hayat-ı ilmiyem, mukaddemât-ı ihzariye hükmüne geçmiş. Ve Sözler ile i'câz-ı Kur'ânın izhârı, onun neticesi olacak bir sûrette olmuştur. Hattâ şu yedi sene nefyimde ve gurbetimde ve sebebsiz ve arzumun hilâfında tecerrüdüm ve meşrebime muhâlif yalnız bir köyde imrâr-ı hayat etmekliğim ve eskiden beri ülfet ettiğim hayat-ı ictimâiyenin çok râbıtalarından ve kaidelerinden nefret edip terketmekliğim; doğrudan doğruya bu hizmet-i Kur'âniyeyi hàlis, sâfî bir sûrette yaptırmak için bu vaziyet verildiğine şübhem kalmamıştır. Hattâ çok defa bana verilen sıkıntı ve zulmen bana karşı olan tazyîkat perdesi altında, bir dest-i inâyet tarafından merhametkârâne, Kur'ânın esrârına hasr-ı fikr ettirmek ve nazarı dağıtmamak için yapılmıştır kanâatindeyim. Hattâ eskiden mütâlaaya çok müştâk olduğum hâlde; bütün bütün sâir kitapların mütâlaasından bir men', bir mücânebet rûhuma verilmişti. Böyle gurbette medâr-ı tesellî ve ünsiyet olan mütâlaayı bana terkettiren, anladım ki, doğrudan doğruya Âyât-ı Kur'âniyenin üstad-ı mutlak olmaları içindir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.