İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 162 / 231
162

tâmme-i Sübhâniyeden habersiz olduğundan, nev'-i beşere rikkat-i cinsiye, alâkadarlık cihetiyle kendi eleminden başka nev'-i beşerin şimdiki elîm ve dehşetli elemleri ile dahi müteellim olup azâb çekiyor. Çünkü, lüzumsuz ve mâlâyanî bir sûrette vazife-i hakîkiyelerini ve elzem işlerini bırakıp âfâkî ve siyâsî boğuşmalara ve kâinâtın hâdiselerini merakla dinleyerek, karışarak rûhlarını sersem, akıllarını geveze etmişler, “Zarara râzı olana merhamet edilmez” mânâsında اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لاَ يُنْظَرُ لَهُ kaide-i esâsiyesiyle, şefkat hakkını ve merhamet liyâkatini kendilerinden selbetmişler. Onlara acınmayacak ve şefkat edilmez ve lüzumsuz başlarına belâ getiriyorlar.

Ben tahmin ediyorum ki, bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında selâmet-i kalbini ve istirahat-i rûhunu muhâfaza eden ve kurtaran, bu memlekette Risaletü'n-Nur dâiresine sadâkatle girenlerdir. Çünkü onlar, Risaletü'n-Nurdan aldıkları îmân-ı tahkîkî derslerinin nuruyla ve gözüyle herşeyde Rahmet-i İlâhiyenin izini, özünü, yüzünü görüp herşeyde kemâl-i hikmetini, cemâl-i adâletini müşâhede ettiklerinden, kemâl-i teslîmiyet ve rızâ ile –Rubûbiyet-i İlâhiyenin icraatından olan musîbetlere karşı– teslîmiyetle gülerek karşılıyorlar, rızâ gösteriyorlar ve merhamet-i İlâhiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki elem ve azâb çeksinler.

İşte bu hakikate binâen, değil yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saâdet ve lezzetini isteyenler, hadsiz tecrübelerle Risaletü'n-Nurun îmânî ve Kur'ânî derslerinde bulabilir ve buluyorlar.

Said Nursî ∗∗∗

Ehemmiyetli Bir Hocanın Üstad Hakkında Ziyâde Hüsn-ü Zannını Ta'dil Etmek Münâsebetiyle Emin ve Feyzi’nin O Hocaya Gönderdikleri Bir Mektûb

EHEMMİYETLİ BİR HOCANIN ÜSTAD HAKKINDA ZİYÂDE

HÜSN-Ü ZANNINI TA'DİL ETMEK MÜNÂSEBETİYLE EMİN

VE FEYZİ’NİN O HOCAYA GÖNDERDİKLERİ BİR MEKTÛB

Azîz, Sâdık ve Muhterem Hoca Haşmet Efendi!

Sizin müceddid hakkındaki mektûbunuzu hayretle okuduk, Üstadımıza söyledik. Üstadımız diyor ki: “Evet, bu zamanda hem îmân ve din, hem hayat-ı ictimâiye ve şerîat, hem hukuk-u âmme ve siyaset-i İslâmiye için gayet ehemmiyetli bir müceddid ister. Fakat en ehemmiyetlisi, hakàik-ı îmâniyeyi muhâfaza noktasındaki tecdîd, en mukaddes ve en büyüğüdür. Şerîat ve hayat-ı ictimâiye ve siyâsiye dâireleri, ona nisbeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalıyor. Rivâyet-i Hadîsiyede tecdîd-i din hakkındaki ziyâde ehemmiyet ise, îmânî hakàiktaki tecdîd itibariyledir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.