► (11) ◄
Feyzi ile Emin diyorlar:
Üstadımız olan Risale-i Nurun ciddi hakàikları içinde en tatlı bir fâkihesi tevâfuk olduğu için, kardeşlerimize yine bu iki gün zarfında küçük bir-iki tevâfuku size bundan evvelki tevâfuka hâşiye olarak yazıyoruz.
Evet, nasıl ki kelimâtta ve kelimât-ı mektûbede tevâfuk bir kasd, bir inâyet-i hususiyeyi gösteriyor; bazen hàrika olup kerâmet derecesine çıkıyor, bazen latîf bir zarâfet veriyor; aynen öyle de: Risale-i Nura ait ve Üstadımıza ait hâdisâtta da aynen kasdî ve inâyetkârâne tevâfuku, akvâlde olduğu gibi o ef'âlde de görüyoruz.
Ezcümle, size yazılan, dört ay gelmeyen hâne sâhibesi için Emin kardeşimize dedi: “Haber gönder.” tekellümünde onun kapı çalması tevâfuk ettiği gibi, aynı cümleyi bir gün sonra iki defa okuduğu zaman, Emin’e dediği kelimesi okunduğu ânında aşağıdaki kapıyı Emin açtı, gelmek zamanı gelmeden geldi. İkinci gün yine başka bir adama okunduğu vakit, Emin’e dediği kelimesini okuduğu vakit aynı ânda yukarı kapıyı Emin açtı, gelme âdetine muhâlif olarak geldi, girdi. Bu iki tevâfuk hâne sâhibesinin tevâfukuna tevâfuku gösteriyor ki, en cüz'î işlerimiz de tesâdüf değil, kasdî tevâfuktur.
Hem dört ay evvel bize bir parça tarhana getiren Risale-i Nur şâkirdlerinden Fuâd’ın İstanbul’a gidip otuz gün te'hirinden geç kalmasından endişe ettiğimiz aynı günde, onun tarhanası bittiği aynı günde gelmesi tevâfuk etti.
Hem aynı günde bir parça tereyağı (biz de, Üstadımız da bunun bereketini hissediyorduk) bittiği dakikada, onun mikdarına tevâfuk edip zannımızca aynı yerden aynı mikdar aynı zamanda geldiği gibi; hem buralarda köylerde kül içinde yapılan bir çörek Üstadımızın hoşuna gittiği için sabah-akşam ondan yiyip ve onbeş gün devam eden –ve bittiği aynı günde– aynı çörekten onun akrabasından birisi getirdi, bu tevâfukun hatırı için geri çevirmedi, kabûl etti. Gözümüzle bu latîf tevâfuktaki şirin inâyât-ı İlâhiyenin cüz'î cilvelerini gördük ve anladık ki, kör tesâdüf işimize karışmıyor. Mânidâr tevâfuk Risale-i Nurun kelimâtında ve hurûfâtında olduğu gibi, ona temâs eden harekât ve ef'âlde dahi mânidâr tevâfuklar var.
İnâyete temâs ettiği için, en cüz'î bir şey de olsa kıymeti büyüktür. Böyle uzun yazmak ve ziyâde ehemmiyet vermek isrâf olmaz. Çünkü mânâsı olan inâyet ve iltifat-ı rahmet muraddır ve o bahis de manevî bir şükürdür.
Risale-i Nur Şâkirdlerinden
Emin, Feyzi ∗∗∗
