sadmelerle üç taklada yirmibeş-otuz metre yerden aşağıya yuvarlandı. Şehâdet getiriyordum. Yaralı mıyım diye kendimi yokladım, yüzbin şükür hiçbir yaram yok. Korkarak doğruldum. Şoförün kafası parçalanmış, “ah, of!” çekiyor. Etrafımı tedkik ettim; şoför tarafındaki camlar hurdahaş olmuş; benim tarafımdaki ince cam bile kırılmamış. O ânda bunun büyük bir kerâmet olduğunu, mu'cize olmadığını ve bir daha böyle mâceralı şeyleri tefekkür etmemek için kerâmetkârâne Risale-i Nurun bir tokadı olduğunu anladım.
Risale-i Nur Şâkirdlerinden
Salâhaddin Çelebi ∗∗∗
► (10) ◄
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Risale-i Nurun hakkâniyetine ve ehemmiyetine dair bir imza-yı gaybî hükmünde bu mecmuanın gösterdiği kıymet Risalei'n-Nurda bulunduğunu, bu zamanın dehşetli fırtınaları isbât ediyor.
Evet kardeşlerim, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm İncil-i Şerîfte demiş ki:
“Ben gidiyorum, tâ size tesellîci gelsin.” Yani: “Hazret-i Ahmed Aleyhissalâtü Vesselâm gelsin” demesiyle, Kur'ânın beşere gayet büyük bir neticesi, bir gayesi, bir hediyesi tesellîdir.
Evet, bu dehşetli kâinâtın fırtınaları ve zevâl ve tahribâtları ve bu –boşluk– nihâyetsiz fezâda herşey ile alâkadar olan insan için tesellîyi ve istimdâd noktalarını Kur'ân veriyor. En ziyâde o tesellîye muhtaç, bu zamandır ve en ziyâde kuvvetli bir sûrette o tesellîyi isbât eden, gösteren, Risale-i Nurdur. Çünkü zulümât ve evhâmın menba'ı olan tabiatı o delmiş geçmiş, hakikat nuruna girmiş. Yirmidokuzuncu ve Otuzuncu ve Onaltıncı Sözler gibi ekser parçalarında, hakàik-ı îmâniyenin yüzer tılsımlarını keşf ve izâh edip aklı inkârdan, tereddüdlerden kurtarmış. İşte bu hakikat içindir ki; bu çok usandırıcı zamanda, usandırmayacak bir tarzda çok tekrar ile aklı başında olanları Risale-i Nur ile meşgul ediyor.
Re'fet mektûbunda demiş: “Ne vakit bir araya gelsek, Sözler’den birisini açıp okuruz, tatlı tatlı istifade edip Üstadımızla görüşürüz. Hem Risale-i Nurun en bâriz hâsiyeti usandırmamaktır. Yüz defa okunsa, yüz birincide yine zevkle okunabilir” demiş. Doğru söylemiş.
Yalnız, Risale-i Nurun tercümânı hakîki vazifesinin haricinde dünyadaki istikbâliyata nâdiren ara sıra bakması, zâhirî bir müşevveşiyet verir. Meselâ: Bundan otuz-kırk sene evvel, “Bir nur gelecek, bir nur âlemi göreceğiz” demiş ve o mânâyı geniş bir dâirede ve siyasette tasavvur etmiş.
