► (07) ◄
Azîz Kardeşlerim!
Bugünlerde, Tefsir’in ve Onuncu Söz’ün tevâfukâtına baktım. Kendi kendime dedim ki: “Bu ziyâde tafsilât isrâftır; ehemmiyetli mes'eleler çoktur, vakit zâyi' olmasın.” Birden ihtar edildi ki: “O tevâfuk altında çok ehemmiyetli mes'eleler vardır. Hem mâdem tevâfukta bir inâyet-i hàssa ve bir iltifat-ı Rahmânî Risaletü'n-Nura karşı tezâhür etmiş; o iltifata karşı hüsn-ü şükrân ve memnuniyet ve müteşekkirâne sevinç ne kadar ifratkârâne de olsa, isrâf olamaz.” Bu ihtar mücmelini iki cihetle izâh edeceğim.
Birincisi: Herşeyde –ne kadar cüz'î olsa da– bir kasd ve irâdenin cilvesi bulunmasıdır. (Tesâdüf hakîki olarak bulunmamasıdır.) Evet, kesretin en dağınık ve en ziyâde tesâdüfe verilen, kelimâttaki hurûfâtın vaziyetleridir. Hususan kitabette mâdem hiç münâsebeti olmayan ve ihtiyar-ı beşer karışmayan hurûfâtın vaziyetlerinde bir tenâsüb, bir nizâm bulunuyor; elbette bir irâde-i gaybî tahtında vaziyetler veriliyor. Hiçbir şey, dâire-i ilim ve kudretinden haric olmadığı gibi, dâire-i irâde ve meşîetten dahi haric değildir ki, böyle cüz'î ve dağınık şeylerde dahi bir tenâsüb gözetiliyor ve tanzim ediliyor. Ve o tanzim içinde irâde-i âmme cilvesinden inâyet-i hàssa sûretinde Risaletü'n-Nura bir imtiyaz nev'inden hususî bir teveccüh görülmüş. Ben bu derin mes'eleyi tam görmek için “İşârâtü'l-İ'câz”ın tevâfukâtına dikkat ettim ve kat'î bir kanâat ile o sırrı bildim ve hissettim.
İkincisi: Nasıl ki çok mübârek ve kudsî büyük bir zât, gayet fakir ve muhtaç bir adama ümîd edilmediği bir tarzda iltifatkârâne bir kapta bazı kağıtlara sarılı bir hediye ihsân etse, elbette o bîçâre adam, o pek büyük zâta karşı hediyesinin binler mislinden fazla teşekkür etmek ister. Ve bin o hediye kadar kıymetli bulunan o hediye ile gösterilen iltifata karşı ne kadar teşekkürde isrâf ve ifrat da etse, makbûldür. Ve o çok mübârek zâtın hediyesine sardığı kağıtları da teberrük deyip şeker gibi yese, hattâ o hediye içindeki cevizlerin kabuklarını da teberrük deyip ekmek gibi yese, başına koysa, isrâf olmadığı gibi, Risaletü'n-Nur yüzünde, irâde-i âmmede inâyet-i hàssa iltifatı, tevâfuk zarfıyla ihsân edilmiş. Elbette tevâfuka dair tafsilât, tasvirât, fiilî teşekkürâtın bir nev'idir ve sevincin ve minnetdârlığın heyecanlı bir tereşşuhâtıdır. Evet, böyle bir zâtın iltifatını gösteren maddî kırk para ihsânına karşı, kırk bin liraya değer iltifatına karşı ne kadar teşekkür eylese, isrâf değil.
Said Nursî ∗∗∗
