Karadağ'ın Bir Meyvesi
Karadağ'ın Bir Meyvesi
► (01) ◄
Azîz Kardeşlerim!
Bu defa mektûb yerinde bu meyveyi gönderiyoruz.
Bir âyetin mânâ-yı işârîsinin külliyetinden bir ferdi, hürriyetten bu âna kadardır...
Teşrîn-i sânî otuzuncu gün 1358’de Karadağ başına çıkıyordum. “İnsanların, hususan Müslümanların bu teselsül eden helâketleri ve hasâretleri ne vakitten başladı, ne vakte kadar...” hâtıra geldi. Birden her müşkülümü halleden Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, Sûre-i ﴾ وَالْعَصْرِ ﴿ yi karşıma çıkardı. “Bak” dedi, baktım; her asra hitâb ettiği gibi, bu asrımıza da daha ziyâde bakan ﴾ وَالْعَصْرِ ❀ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفِى خُسْرٍ ﴿ âyetindeki ﴾ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفِى خُسْرٍ ﴿ makam-ı cifrîsi bin üçyüz yirmidört edip hürriyet inkılâbıyla başlayan tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve İtalya harbleri ve Birinci Harb-i Umumî mağlûbiyetleri ve muâhedeleri ve Şeâir-i İslâmiyenin sarsılmaları ve bu memleketin zelzeleleri ve yangınları ve İkinci Harb-i Umumînin zemin yüzünde fırtınaları gibi semâvî ve arzî musîbetlerle hasâret-i insaniye ile ﴾ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفِى خُسْرٍ ﴿ âyetinin bu asra dahi bir hakikati, maddeten aynı tarihiyle gösterip bir lem'a-i i'câzını gösteriyor.
﴾ اِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ﴿ ise, makam-ı cifrîsi, âhirdeki ت , هـ sayılır, şedde sayılır, bin üçyüz ellisekiz olan bu senenin ve gelecek senenin aynı tarihini göstermekle o hasâretlerden, bâhusus manevî hasâretlerden kurtulmanın çare-i yegânesi îmân ve a'mâl-i sâliha olduğu gibi ve mefhûm-u muhâlifiyle o hasâretin de sebeb-i yegânesi küfür ve küfran, şükürsüzlük, yani îmânsızlık, fısk ve sefâhet olduğunu gösterdi. Sûre-i ﴾ وَالْعَصْرِ ﴿ in azamet ve kudsiyetini ve kısalığıyla beraber gayet geniş ve uzun hakàikın hazinesi olduğunu tasdik ederek Cenâb-ı Hakk’a şükrettik.
Evet, Âlem-i İslâm bu asrın hasâreti olan bu dehşetli İkinci Harb-i Umumîden kurtulmasının sebebi Kur'ândan gelen îmân ve a'mâl-i sâliha olduğu gibi, fakirlere gelen acı açlık ve kahtın sebebi orucun tatlı açlığını çekmedikleri ve zenginlere gelen hasârât ve zâyiâtın sebebi de, zekât yerinde ihtikâr etmeleridir. Ve Anadolunun bir meydân-ı harb olmamasının sebebi ﴾ اِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا ﴿ kelime-i kudsiyesinin hakikatini fevkalâde bir sûrette yüz bin insanların kalblerine tahkîkî bir tarzda ders veren Risaletü'n-Nur olduğunu, pek çok emârelerle ve şâkirdlerinden binler ehl-i hakikat
