► (05) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Çok Azîz, Çok Sıddık ve Sâdık Kardeşlerim ve Risale-i Nur Cihetinde Emin ve Hàlis Vârislerim!
Çok mânidâr ve kuvvetli bir tevâfuk ve şâkirdlerin sadâkatlerine delil bir zâhir kerâmet-i Nuriyeyi beyân etmeme bir ihtar aldım. Şöyle ki:
Ben, vasiyetnâmemi yazdığım aynı zamanda gizli münâfıklar benim i'timâd ettiğim hizmetçilerimi zâbıta tarafından yanıma gelmekten men'ettikleri aynı vakitte fırsat bulup tanımadığım birisiyle sâbık dokuz defadan daha te'sirli bir zehiri bana yutturdular. Hem aynı zamanda Tunuslu ve âlim kardeşlerimizden ve buraya kadar geçen sene beni görmek için gelip görüşmeden giden hoca Haşmet, Yozgat’tan buraya yazıyor ki: “Said vefât etmiş. Risale-i Nurun yüzotuz risalesi muhâfaza edilsin, tâ ki ileride tab'edeceğiz.” Hem aynı zamanda Halîl İbrahim’in, vefâtım hakkında bir hazîn mersiye hükmündeki parlak mektûbu, şâkirdleri ağlattırdı. Hem bu zamana pek çok yakın Husrev’in kendi âdetine muhâlif, benim vefâtıma dair bir-iki mektûbunda iki üç gün ömür gibi tâbirlerle ecelime işâretleri, bir parça beni müteessir etti. “Acaba, ben gidiyorum?” diye endişe ettim.
Hem aynı bu hengâmlarda, en ziyâde hayat-ı dünyeviyedeki vazifemi düşünüp vefâtımdan sonra şâkirdler bu dehşetli zamanda benim bedelime de o vazifeyi yapacaklar mı? diye çok merak ederken; birden, Denizli, Milas, Isparta, İnebolu, ümîdimin yüz derece fevkınde öyle sahâbetkârâne ve iltizam-perverâne o vazifeye koşup, başkaları da ve muallim ve âlimleri koşturdular ki; beni hayret hayret içinde bıraktılar.
Elhâsıl: Bu beş cihetteki tevâfuk, zâhir bir kerâmet-i Nuriyedir.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى
Kardeşlerim, merak etmeyiniz! Cevşen ve Evrâd-ı Bahâiye, bu defa dahi o dehşetli zehirin tehlikesine galebe etti, tehlike devresi geçti, fakat hastalık devam ediyor.
