İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 98 / 231
98

Ma'lûmdur ki; Risale-i Nur başta otuzüç aded Sözler’dir ve Sözler nâmıyla yâd edilir. Fakat, Otuzüçüncü Söz müstakil değil, belki Otuzüç aded Mektûbat’tan ibarettir. Ve Mektûbat nâmıyla zikredilir. Sonra Otuzbirinci Mektûb dahi müstakil değil, belki otuzbir aded Lem'alar’dan mürekkebdir. Ve Lem'alar adı ile müştehirdir. Sonra Otuzbirinci Lem'a dahi müstakil olmamış, o da inşâallâh otuzbir aded Şuâlardan mürekkeb olacak. El-Âyetü'l-Kübrâ yedinci ve bu risale Sekizinci Şuâ’lardır. Demek Sözlerin hâtimesi Otuzikinci Söz’dür.

Hem Risale-i Nurun yıldızları içinde bir güneş hükmünde şâkirdlerince telâkki edilen Otuzikinci Söz nâmındaki Üç Mevkıflı risale-i hàrika ve câmia ve Sözler’in bir cihette hâtimesi ve cem'iyetli neticesi olan o risaleye Hazret-i İmâm-ı Ali (R.A.) onun fevkalâde ehemmiyetini ve câmiiyetini göstermek için Kur'ânın çok sûreleriyle birden Otuzikinci Mertebede وَ بِسُوَرِ الْقُرْآنِ حِزْبًا وَآيَةً kasemiyle Otuzikinci Mertebede bulunan o câmi' risaleye işâret eder.

Risale-i Nurun Otuzüçüncü Söz’ü ise, bundan evvel beyân ettiğimiz gibi otuzüç aded mektûblardan ibaret ve Mektûbat nâmında otuzüç kitab ve yüzden ziyâde risalelerdir.

İşte Hazret-i İmâm-ı Ali (R.A.) Otuzüçüncü Mertebede ve kaseminde Otuzüçüncü Söz’ün eczâları olan o yüz on kitab ve Mektûbata birden işâret etmek için yüz on semâvî suhuf nâmında yüz on muhtasar kitaplar ve o büyük mukaddes kitaplardan istimdâd mânâsında olan şu:

فَاَسْئَلُكَ يَا مَوْلاَىَ بِفَضْلِكَ الَّذِى ❀ عَلٰى كُلِّ مَا اَنْزَلْتَ كُتْبًا تَفَضَّلَتْ

kelâmıyla işâret eder. Ma'lûmdur ki; ilm-i belâğatta ve fenn-i beyânda uzak ve gizli mânâlara delâlet etmek için “karîne” tâbir ettikleri emârelerden ve münâsebetlerden birisi bulunsa, uzak bir mânâ ve gizli ve işârî olan bir mefhûm, karînenin kuvvetine göre sarîh ve zâhir mânâsı gibi kabûl edilir. İşte bu kaideye binâen, bu işârî mânâların herbirisine müteaddid karîneler, emâreler bulunduğu gibi, sâir arkadaşları da ona karîneler olur. Risale-i Nurun mecmûundan haber veren sarîh fıkralar dahi herbirisine kuvvetli bir karînedir.

İkinci Remz

İKİNCİ REMZ: Kur'ânın el-Âyetü'l-Kübrâ’sı olan

﴿ تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ  ﴾

nin hakikat-i kübrâsını ve tefsir-i ekberini gösteren ve Ramazan-ı Şerîfin ilhâmî bir hediyesi bulunan Yedinci Şuâ risalesine Hazret-i İmâm-ı Ali (R.A.) Mektûbat’a işâretten sonra Lem'alar’a işâret içinde Şuâlar’a bakarak وَ بِالْآيَةِ الْكُبْرَى اَمِنِّى مِنَ الْفَجَتْ (Hâşiye) [^1] deyip ilm-i belâğatça

[^1]:(Hâşiye) İmâm-ı Ali bu fıkra ile işâret eder ki, Âyetü'l-Kübrâ risalesi yüzünden şâkirdleri bir musîbete düşecekler ve onun kerâmeti ve bereketiyle emniyete ve selâmete çıkacaklar. Evet, bu kerâmet-i Aleviye tam tamına çıktı ki, o risale için hapse düşüp ve onun kuvvetli hakikatleri ile kurtuldular.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.