► (05) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu yeni hâdise-i taarruziyeden müteessir olmayınız. Çünkü, mükerrer tecrübelerle, Risaletü'n-Nur inâyet altındadır. Hiçbir tâife, şimdiye kadar böyle ehemmiyetli hizmette bizler kadar az meşakkat ile kurtulan olmamış. Hem geçen Ramazandaki hastalığım ve Eskişehir’deki musîbetimiz gibi çok vâkıalarla; zâhirî sıkıntılı, meşakkatli hâlât altında Risaletü'n-Nurun fâidesine ait inkişafatı ve daha te'sirli fütûhâtı görülmüş. İnşâallâh, bu sıkıntılı hâdise dahi münâfıkların aks-i maksûduyla Risaletü'n-Nurun fütûhâtı başka mecrâlarda teshîle vesile olur.
Beşinci Şuâ ellerine geçmesi ehemmiyetlidir. Fakat bunda bir hikmet var. Belki onlara kendi mesleklerini bildirmek ve Cehenneme gidenin mâhiyetini bilmek için fevkalâde ve iktidarımız haricinde bir kazâ-yı İlâhî diye Cenâb-ı Hakk’ın hikmetine ve inâyetine ve hıfzına i'timâd edip merak etmeyiniz.
Hem siz, hem onlar bilsinler ki: Sadaka belâyı def'ettiği gibi, Risaletü'n-Nur Anadolu’dan, hususan Isparta ve Kastamonu’dan âfât-ı semâviye ve arziyeyi def' ve ref'ine vesiledir.
Evet, Sabri’nin ﴾ يَا اَرْضُ ابْلَعِى... وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِىِّ... الخ ﴿ âyetinden istihrâc ettiği mânâ haktır ve mutâbıktır.
Evet, Risale-i Nur, Sefîne-i Nuh gibi Anadolu’yu Cebel-i Cûdî hükmüne getirip, küre-i arzın yangınından ve tûfânından kurtulmasına sebebdir. Çünkü, za'f-ı îmândan gelen tuğyan ekserî musîbet-i âmmeyi celbettiği gibi, îmânı fevkalâde kuvvetlendiren Risaletü'n-Nur, o musîbet-i âmmeyi dâiresinin haricine bırakmağa Rahmet-i İlâhiye tarafından vesile oldu. Bu ehl-i îmân, bu Anadolu halkı Risaletü'n-Nura girmeseler de, ilişmesinler. Eğer ilişseler, yakında bekleyen yangınlar, tûfânlar, tâunların istilâsına uğrayacaklarını düşünsünler, akıllarını başlarına alsınlar. Mâdem biz onların dünyalarına karışmıyoruz, onlar da bizim bu derece âhiretimize karışmaları onlara felâket getirmek ihtimali kavîdir.
İşte bu sekiz aydır, hususan bu heyecan veren bu hâdiselerle beraber, şimdi yanımda bulunan Feyzi, Emin ile ve bütün dostlar şâhiddir ki; bu sekiz ay zarfında bir tek defa ne harb-i umumî, ne de siyaseti sormamışım. Ve odamda işitilen radyoyu da üç senedir dinlemedim. Hâlbuki ben, binler adam kadar dünyaya bakmak münâsebetim var. Demek bize ilişen,
