Elcevab: Diyor ki: Evet, bu cihan harbinden daha büyük bir hakikat ve daha a'zam bir hâdise hükmettiği için, şu cihan harbi ona nisbeten çok ehemmiyetsiz düşüyor. Çünkü bu cihan harbinde iki hükûmet küre-i arzın hâkimiyeti için murâfaa ve muhâkeme da'vâsında bulunmaları içinde, iki muazzam dinin musâlaha ve sulh mahkemesine barışmak da'vâsı açılarak ve dinsizliğin dehşetli cereyanı da semâvî dinlerle mücâhede-i azîmesi başladığı hengâmda, nev'-i beşerin sosyalist tabakasıyla burjuvalar tâifesinin mahkeme-i kübrâlarında açılan da'vâlarından çok mühim öyle bir da'vâ açılmış ve öyle muazzam bir hakikat meydâna çıkmış ki, o da'vânın tek bir adama isabet eden mikdarı bu cihan harbinden daha büyüktür. İşte o da'vâ da budur ki:
Şu zamanda herbir mü'min için, belki herkes için küre-i arz kadar bir bâkî tarla ve o tarla baştan başa bahçeler ve kasırlarla müzeyyen ebedî bir mülk almak veya o mülkü kaybetmek da'vâsı açılmış. Demek herbir tek adamın başına öyle bir da'vâ açılmış ki; eğer İngiliz, Alman kadar serveti ve kuvveti olsa ve aklı da varsa, yalnız o da'vâyı kazanmak için bütününü sarfedecek. Elbette bu da'vâyı kazanmadan evvel başka şeylere ehemmiyet veren, divânedir. Hattâ o da'vâ o derece tehlikeye düşmüş ki, bir ehl-i keşfin müşâhedesiyle, bir yerde ecel elinden terhis tezkeresini alan kırk adamdan bir adam kazanabilmiş, otuzdokuzu kaybetmiş.
İşte bu ehemmiyetli, azîm da'vâyı kazandıracak ve yirmi seneden beri tecrübeler ile ondan sekizine o da'vâyı kazandıran bir da'vâ vekili bulunsa, elbette aklı başında her adam, o da'vâyı kazandıran öyle bir da'vâ vekilini vazifeye sevkedecek olan bir hizmete her hâdisenin fevkınde ehemmiyet vermeğe mükelleftir. İşte o da'vâ vekilinin bu asırda birisi, belki birincisi Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın i'câz-ı manevîsinden süzülen ve çıkan ve tevellüd eden Risale-i Nur olduğunu binler onun ile o da'vâyı kazananlar şâhiddir.
Evet, bu küre-i arza memuriyetle gönderilen her insan, burada misâfir ve fânî olduğu ve mâhiyeti bir hayat-ı bâkiyeye müteveccih bulunduğu kat'iyyen tahakkuk etmiştir. O her insan, bu zamanda hayat-ı ebediyesini kurtaracak olan istinâd noktaları sarsıldığından, bu dünyasını ve içinde bütün alâkadar ahbabını ebedî terketmekle beraber, bu dünyadan binler derece daha mükemmel bir bâkî mülkü de kaybetmek veya kazanmak da'vâsı başına açılmış. Eğer îmân vesikası olmazsa ve berâtı ve senedi olan i'tikàdı sağlam bir sûrette elde etmezse, o da'vâyı kaybeder. Acaba bu kaybettiği şeyin, yerini hangi şey doldurabilir?
İşte bu hakikate binâen, benim ve kardeşlerimin herbirimizin yüz derece aklı ve fikri ziyâdeleşse, bu muazzam vazife-i kudsiyenin hizmetine
