İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 59 / 231
59

gösterilmiş iken, Kur'ânın âyetine veya sarâhatine, değil incitmek, belki i'câz ve belâğatına hizmet ediyor.

Bu nev'i işârât-ı gaybiyeye i'tirâz edilmez. Ehl-i hakikatin nihâyetsiz İşârât-ı Kur'âniyeden had ve hesaba gelmeyen istihrâclarını inkâr edemeyen, bunu da inkâr etmemeli ve edemez.

Amma benim gibi ehemmiyetsiz bir adamın elinde böyle ehemmiyetli bir eserin zuhûr etmesini istiğrab ve istib'âd edip böyle i'tirâz eden zât, eğer buğday tanesi kadar çam çekirdeğinden dağ gibi çam ağacını halkeylemek azamet ve kudret-i İlâhiyeye delil olduğunu düşünse, elbette bizim gibi acz-i mutlak ve fakr-ı mutlakta böyle ihtiyac-ı şedîd zamanında böyle bir eser zuhûru, vüs'at-i Rahmet-i İlâhiyeye delildir, demeye mecbur olur. Ben, sizi ve mu'terizleri Risale-i Nurun şeref ve haysiyetiyle te'min ediyorum ki, bu işâretler ve evliyânın îmâlı haberleri, remizleri, beni dâima şükre ve hamde ve kusurlarımdan istiğfara sevketmiş. Hiçbir vakitte hiçbir dakika nefs-i emmâreme medâr-ı fahr ve gurur olacak bir enâniyet ve benlik vermediğini, size, bu yirmi sene hayatımın gözünüz önünde tereşşuhâtıyla isbât ediyorum.

Evet, bu hakikatle beraber insan; kusurdan, nisyandan hàlî değil. Benim, bilmediğim çok kusurlarım var. Belki de fikrim karışmış, risalelerde bazı hatâlar olmuş. Fakat Kur'ânın hurûfât-ı kudsiyesinin yerine beşerin tercümesini ikame perdesi altında noksan hurûflarla, yeni hat altında tahrifkârâne ehl-i dalâletin te'vilât-ı fâsideleri, âyâtın sarâhatini incitmelerine bakmıyor gibi, bîçâre mazlum bir adamın, kardeşlerinin îmânını kuvvetlendirmek için bir nükte-i i'câziyeyi beyân ettiği için hizmet-i îmâniyesine fütûr verecek derecede i'tirâz elbette, değil ehl-i hakikat zâtlar, belki zerre mikdar insafı bulunan, i'tirâz edemez.

Bunu da ilâveten beyân ediyorum: Bu zamanda, gayet kuvvetli ve hakikatli milyonlarla fedâkârları bulunan meşrebler, meslekler, tarîkatlar; bu dehşetli dalâlet hücumuna karşı zâhiren mağlûbiyete düştükleri hâlde, benim gibi yarım ümmî ve kimsesiz ve mütemâdiyen tarassud altında, karakol karşısında ve müdhiş, müteaddid cihetlerle aleyhimde propagandalar ve herkesi benden tenfîr etmek vaziyetinde bulunan bir adam, o mesleklerden daha ileri, daha kuvvetli dayanan Risale-i Nura sâhib değildir; ve o eser, onun hüneri olamaz, onunla iftihar edemez. Belki, doğrudan doğruya Kur'ân-ı Hakîmin bu zamanda bir nev'i mu'cize-i maneviyesi olarak, Rahmet-i İlâhiye tarafından ihsân edilmiştir. O adam, binler arkadaşıyla beraber, o hediye-i Kur'âniyeye el atmışlar. Her nasılsa, birinci tercümânlık vazifesi, ona düşmüş. Onun fikri ve ilmi ve zekâsının eseri olmadığına delil, Risale-i Nurda öyle parçalar var ki; bazı altı saatte,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.