İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 215 / 218
215

Bununla beraber zamanın ilcaâtı ile zarûretler ortalıkta zannederek bazı hocaların bid'alara tarafdârlığından dolayı onlara hücum etmeyiniz. Bilmeyerek “zarûret var” zannıyla hareket eden o bîçârelere vurmayınız. Onun için kuvvetimizi dâhilde sarfetmiyoruz. Bîçâre, zarûret derecesine girmiş, bize muhâlif olanlardan hoca da olsa onlara ilişmeyiniz. Ben tek başımla daha evvel aleyhimdeki o kadar muârızlara karşı dayandığım, zerre kadar fütûr getirmediğim, o hizmet-i îmâniyede muvaffak olduğum hâlde; şimdi milyonlar Nur talebesi olduğu hâlde, yine müsbet hareket etmekle onların bütün tahkîratlarına, zulümlerine tahammül ediyorum.

Biz dünyaya bakmıyoruz. Baktığımız vakitte onlara yardımcı olarak çalışıyoruz. Âsâyişi muhâfazaya müsbet bir şekilde yardım ediyoruz. İşte bu gibi hakikatler itibariyle bize zulüm de etseler hoş görmeliyiz.

Risale-i Nurun neşri her tarafta kanâat-ı tâmme verdi ki, Demokratlar dine tarafdârdırlar. Şimdi bir Risaleye ilişmek; vatan, millet maslahatına tamamen zıttır.

Bir mahrem Risale vardı ki, o mahrem Risalenin neşrini men'etmiştim. “Öldükten sonra neşrolunsun.” demiştim. Sonra mahkemeler alıp okudular, tedkik ettiler; sonra berâet verdiler. Mahkeme-i temyiz, o berâeti tasdik etti. Ben de bunu dâhilde âsâyişi te'min için ve yüzde doksan beş masûma zarar gelmemesi için neşredenlere izin verdim. “Said, meşveretle neşredebilir” dedim.

Üçüncü Mes'ele: Şimdi küfr-ü mutlak, öyle Cehennem-i manevî neşrine çalışıyor ki; kâinâtta hiçbir kâfir ona yanaşmamak lâzım geliyor. Kur'ânın “Rahmeten li'l-âlemîn” olduğunun bir sırrı budur ki: Nasıl Müslümanlara rahmettir; âhirete îmân, Allah’a îmân ihtimalini vermesiyle de, bütün dinsizlere ve bütün âleme ve nev'i beşere rahmet olmasına bir nükte, bir işârettir ki; o manevî Cehennemden dünyada da onları bir derece kurtarmış. Hâlbuki şimdi fen ve felsefenin dalâlet kısmı; yani Kur'ânla barışmayan, yoldan çıkmış, Kur'âna muhâlefet eden kısmı, küfr-ü mutlakı komünistler tarzında neşre başladılar. Komünistlik perdesinde anarşistliği netice verecek bir sûrette münâfıklar, zındıklar vâsıtasıyla ve bazı müfrit dinsiz siyasetçiler vâsıtasıyla neşir ile aşılanmağa başlandığı için; şimdiki hayat, dinsiz olarak kàbil değildir, yaşamaz. “Dinsiz bir millet yaşamaz” hükmü bu noktaya işârettir. Küfr-ü mutlak olduğu zaman, hakikat-i hâlde yaşanmaz. Onun için Kur'ân-ı Hakîm, bu asırda bir mu'cize-i maneviyesi olarak Risale-i Nur şâkirdlerine bu dersi vermiş ki; küfr-ü mutlaka, anarşistliğe karşı sed çeksin. Hem çekmiş. Evet Çin’i, hem yarı Avrupayı ve Balkanları istilâ eden bu cereyana karşı bizi muhâfaza eden

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.