► (068) ◄
Üstadımız diyor ki:
“Yirmi sekiz sene zarfında hükûmetin resmî adamlarından bana rast gelenler, hep sıkıntı verdikleri hâlde, zâbıtanın bana hiç sıkıntı vermediği gibi, bazı himâyetkârâne vaziyeti göstermelerinin hikmetini şimdi izhâr ediyorum ki: “Nur talebeleri ve Risaleleri, manevî bir zâbıta hükmünde âsâyiş ve emniyeti muhâfazaya –hem kudsî bir şekilde– çalıştıkları ve herkesin kalbinde nasihatleriyle îmân cihetinde bir yasakçı bıraktıkları tahakkuk etmiş.” Zâbıta bunu ma'nen hissetmiş ki bize her vakit dost göründü. Bunun sırrı budur ki:
Kur'ânın bir kanun-u esâsîsiyle yüzde doksan masûma zarar gelmemek için on cânî yüzünden âsâyişi bozmağa çalışanları men' ediyorlar. Birisinin günahı ile başkası mes'ûl olamaz. Bu sırra binâen şimdi âsâyişi bozmağa çalışan manevî, dehşetli kuvvetler mevcûd olduğu hâlde; Fransa, Mısır, Fas, İran gibi yerlerden daha ziyâde bu mübârek memlekette çalışıldığı hâlde emniyet ve âsâyişi bozamadıklarının en büyük sebebi, altı yüz bin Nur nüshaları ve beşyüzbin Nur talebeleri zâbıtaya bir manevî kuvvet olarak o manevî tahribâta karşı dayandıklarını zâbıta ma'nen hissetmişler ki yirmisekiz seneden beri resmî memurlara muhâlif olarak Nurlara insafkârâne ve merhametkârâne vaziyet gösteriyorlar.”
Hem Üstadımız diyor ki:
“Ben derim: Bu zamanda hocalardan hattâ sofîlerden ziyâde zâbıta efrâdı ehl-i takvâ olup kebâirden kendilerini muhâfaza ve ferâizi yapmasını vazifeleri iktiza ediyor. Ve ona ihtiyac-ı şedîd var. Tâ ki karşısındaki manevî tahribâtçılara karşı âsâyiş ve emniyet-i umumiyeye ait vazifelerini tam yapabilsinler.”
Hizmetindeki Nur Talebeleri ∗∗∗
