İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 213 / 218
213

► (151) ◄ Umum Nur Talebelerine Üstad Bedi̇üzzaman’ın Vefâtından Önce Vermiş Olduğu En Son Derstir

UMUM NUR TALEBELERİNE ÜSTAD

BEDİÜZZAMAN’IN VEFÂTINDAN ÖNCE VERMİŞ

OLDUĞU EN SON DERSTİR

Azîz Kardeşlerim!

Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rızâ-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i îmâniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhâfazayı netice veren müsbet îmân hizmeti içinde; herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz.

Meselâ: Kendimi misâl alarak derim: Ben eskiden beri tahakküme ve terzile karşı boyun eğmemişim. Hayatımda tahakkümü kaldırmadığım birçok hâdiselerle sâbit olmuş. Meselâ: Rusya’da kumandana ayağa kalkmamak, Dîvân-ı Harb-i Örfî’de i'dâm tehdidine karşı mahkemedeki paşaların suâllerine beş para ehemmiyet vermediğim gibi, dört kumandanlara karşı bu tavrım tahakkümlere boyun eğmediğimi gösteriyor. Fakat bu otuz senedir müsbet hareket etmek, menfî hareket etmemek ve vazife-i İlâhiyeye karışmamak hakikati için; bana karşı yapılan muâmelelere sabırla, rızâ ile mukàbele ettim.

Cercis Aleyhisselâm gibi ve Bedir, Uhud muhârebelerinde çok cefâ çekenler gibi sabır ve rızâ ile karşıladım.

Evet meselâ seksenbir hatâsını mahkemede isbât ettiğim bir müddeiumumînin yanlış iddiaları ile aleyhimizdeki kararına karşı, bedduâ dahi etmedim. Çünkü asıl mes'ele bu zamanın cihad-ı manevîsidir. Manevî tahribâtına karşı sed çekmektir. Bununla dâhilî âsâyişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir.

Evet, mesleğimizde kuvvet var. Fakat bu kuvvet, âsâyişi muhâfaza etmek içindir. ﴾ وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى ﴿ düsturu ile ki: “Bir cânî yüzünden; onun kardeşi, hânedânı, çoluk-çocuğu mes'ûl olamaz.” İşte bunun içindir ki, bütün hayatımda bütün kuvvetimle âsâyişi muhâfazaya çalışmışım. Bu kuvvet dâhile karşı değil, ancak haricî tecâvüze karşı istimâl edilebilir. Mezkûr âyetin düsturu ile vazifemiz, dâhildeki âsâyişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir. Onun içindir ki, Âlem-i İslâmda âsâyişi ihlâl edici dâhilî muhârebât ancak binde bir olmuştur. O da, aradaki bir ictihâd farkından ileri gelmiştir. Ve cihad-ı maneviyenin en büyük şartı da; vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır ki, “Bizim vazifemiz hizmettir; netice Cenâb-ı Hakk’a aittir; biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz.”

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.