► (099) ◄
[Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî, Samsun’da münteşir “Büyük Cihad” gazetesinde neşrolup orada muhâkemesi görülen bu müdafaayı İstanbul Mahkemesinde okumuş ve mahkeme berâetle nihâyet bulmuştur.]
Gizli düşmanlarımız bu Ramazan-ı Şerîfte, tekrar, adliyeyi benim aleyhime sevkettiler. Mes'ele de, bir gizli komünist komitesiyle alâkadardır.
Birisi, bütün bütün kanun hilâfına olarak, beni tek başımla ve yalnız olarak kırda ve dağda otururken, üç silâhlı jandarma ile bir başçavuş yanıma gönderdiler. “Sen başına şapka giymiyorsun” diye, zorla beni karakola getirdiler. Ben de, adâleti hedef tutan bütün adliyelere söylüyorum ki:
Böyle beş vecihle kanunsuzluk edip, kanun nâmına beş vecihle İslâm kanunlarını kıran adam, hakîki kanunsuzluk ile ittiham edilmek lâzım gelirken, onların o acîb kanunsuzluğu ve bahânesiyle iki seneden beri vicdânî azâb verdiklerinden; elbette mahkeme-i kübrâ-yı haşirde bunun cezasını çekeceklerdir. Evet, otuzbeş senedir münzevî olduğu hâlde hiç çarşı ve kasabalarda gezmeyen bir adamı, “Sen frenk serpuşunu giymiyorsun” diye ittiham etmeğe, dünyada hangi kanun müsâade eder?
Yirmisekiz seneden beri beş vilâyet ve beş mahkeme ve beş vilâyetin zâbıtaları onun başına ilişmedikleri hâlde, hususan bu defa İstanbul mahkeme-i âdilesinde yüzden ziyâde polislerin gözleri önünde, hem iki ayda yaya olarak her yeri gezdiği hâlde, hiçbir polis ilişmediği ve mahkeme-i temyiz “bere yasak değil” diye karar verdiği, hem bütün kadınlar ve başı açık gezenler ve bütün askerî neferler ve vazifedâr memurlar giymeğe mecbur olmadıklarından ve giymesinde hiçbir maslahat bulunmadığından ve benim resmî bir vazifem olmadığından –ki resmî bir libâstır– bereyi giyenler de mes'ûl olmazlar denildiği hâlde, hususan münzevî ve insanlar arasına girmeyen ve Ramazan-ı Şerîfin içinde böyle hilâf-ı kanun en çirkin bir şey ile rûhunu meşgul etmemek ve dünyayı hâtırına getirmemek için hàs dostlarıyla dahi görüşmeyen, hattâ şiddetli hasta olduğu hâlde, rûhu ve kalbi vücûduyla meşgul olmamak için ilâçları almayan ve hekimleri çağırmayan bir adama şapka giydirmek, ecnebî papazlara benzetmek için ona teklif etmek ve adliye eliyle tehdid etmek, elbette zerre kadar vicdânı olan bundan nefret eder.
Meselâ: Ona teklif eden demiş: “Ben emir kuluyum.” –kaç vecihle kanunsuz– cebr-i keyfî kanun ile emir olur mu ki, emir kuluyum desin. Evet, Kur'ân-ı Hakîmde, Yahudî ve Nasrânîlere başta benzememek için ona dair âyet olduğu gibi ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَطِيعُوا اللّٰهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ وَاُولِى الْاَمْرِ مِنْكُمْ ﴿ âyeti ulü'l-emire itâati emreder. Allah ve Resûlünün itâatine zıt olmamak şartıyla, o itâatin emir kuluyum diye hareket edebilir. Hâlbuki bu mes'elede, an'ane-i
