İslâmiye kanunları; hastalara şefkatle incitmemek, garîblere şefkat edip incitmemek, Allah için Kur'ân ve ilm-i îmânîye hizmet edenlere zahmet vermemek ve incitmemek emrettiği hâlde; hususan münzevî, dünyayı terketmiş bir adama ecnebî papazlarının serpuşunu teklif etmek on vecihle değil, yüz vecihle kanuna muhâlif ve İslâmın an'anevî kanunlarına karşı bir kanunsuzluktur ve keyfi bir emir hesabına o kudsî kanunları kırmaktır.
Benim gibi kabir kapısında, gayet hasta, gayet ihtiyar, garîb, fakir, münzevî Sünnet-i Seniyeye muhâlefet etmemek için otuzbeş seneden beri dünyayı terkeden bir adama bu tarz muâmeleler, kat'iyyen şek ve şübhe bırakmadı ki; komünist perdesi altında anarşilik hesabına vatan ve millet ve İslâmiyet ve din aleyhinde müdhiş bir sû-i kasd eseri olduğu gibi, İslâmiyete ve vatana hizmete niyet eden ve müdhiş haricî tahribâta karşı cebhe alan dindar meb'ûslar ve Demokratlara dahi büyük bir sû-i kasddır. Dindar meb'ûslar dikkat etsinler. Bu dehşetli sû-i kasda karşı müdafaada beni yalnız bırakmasınlar.
HÂŞİYE: Rus’un Başkumandanı kasden önünden üç defa geçtiği hâlde ayağa kalkmayan ve tenezzül etmeyen ve onun i'dâm tehdidine karşı izzet-i İslâmiyeyi muhâfaza için ona başını eğmeyen; İstanbul’u istilâ eden İngiliz Başkumandanına ve onun vâsıtasıyla fetvâ verenlere karşı, İslâmiyet şerefi için, i'dâm tehdidine beş para ehemmiyet vermeyen ve “Tükürün zâlimlerin o hayâsız yüzüne!” cümlesiyle ve matbuât lisânıyla karşılayan; ve Mustafa Kemâl’in, elli meb'ûs içinde hiddetine ehemmiyet vermeyip, “Namaz kılmayan hâindir” diyen; ve Dîvân-ı Harb-i Örfî’nin dehşetli suâllerine karşı, “Şerîatın tek bir mes'elesine rûhumu fedâ etmeğe hazırım” deyip, dalkavukluk etmeyen ve yirmisekiz sene, gâvurlara benzememek için inzivayı ihtiyar eden bir İslâm fedâisi ve hakikat-i Kur'âniyenin fedâkâr hizmetkârına maslahatsız, kanunsuz denilse ki; “Sen, Yahudî ve Hıristiyan papazlarına benzeyeceksin, onlar gibi başına şapka giyeceksin, bütün İslâm ulemâsının icmâına muhâlefet edeceksin; yoksa ceza vereceğiz” denilse, elbette öyle herşeyini hakikat-i Kur'âniyeye fedâ eden bir adam, değil dünyevî hapis veya ceza ve işkence, belki parça parça bıçakla kesilse, Cehenneme de atılsa, kat'iyyen; yüz rûhu da olsa, bütün tarihçe-i hayatının şehâdetiyle, fedâ edecek...
Acaba, bu vatan ve dinin gizli düşmanlarının bu eşedd-i zulm-ü Nemrûdânelerine karşı, manevî pekçok kuvveti bulunan bu fedâkârın tahammülü ve maddî kuvvetle ve menfî cihette mukàbele etmemesinin hikmeti nedir?
İşte bunu, size ve umum ehl-i vicdâna ilân ediyorum ki; yüzde on zındık dinsizin yüzünden doksan masûma zarar gelmemek için, bütün kuvvetiyle dâhildeki emniyet ve âsâyişi muhâfaza etmek için, Nur dersleriyle herkesin kalbine bir yasakçı bırakmak için Kur'ân-ı Hakîm ona o dersi vermiş. Yoksa bir günde, yirmisekiz senelik zâlim düşmanlarımdan intikamımı alabilirim. Onun içindir ki; âsâyişi masûmların hatırı için muhâfaza yolunda haysiyetini, şerefini tahkîr edenlere karşı müdafaa etmiyor ve diyor ki: Ben, değil dünyevî hayatı, lüzum olsa âhiret hayatımı da millet-i İslâmiye hesabına fedâ edeceğim.
Said Nursî ∗∗∗
