► (121) ◄
ÜSTADIMIZ DİYOR Kİ:
“Ben elli-altmış senedir küfr-ü mutlaka karşı îmâna hizmet etmek ve küfr-ü mutlakın neticesi olan anarşilikten milleti kurtarmak için bütün kuvvetimle îmân hizmetindeki ihlâsın neticesi olan âsâyişi muhâfaza ile, bir cânî yüzünden on masûmu zulümden kurtarmak için rahatımı, şerefimi, haysiyetimi hattâ lüzum olsa hayatımı fedâ etmekle, herbir tazyîkata, mânâsız, lüzumsuz şeylere karşı sabır ve tahammül ettim. İşte benim otuz-kırk senedir bu hizmet-i îmâniye için, benim hakkımda habbeyi kubbe yapıp bir bardak suda fırtına çıkarıp beni tâciz ettikleri hâlde, sırf hizmet-i îmâniyenin bir neticesi olan âsâyiş için sabır ve tahammül ettim. Bir misâli, beş mahkeme huzurunda hiç benim kıyafetime ilişilmediği hâlde ve mütemâdiyen gezdiğim hâlde ve hattâ İstanbul’da mahkememde yüzyirmi polis bulunduğu hâlde, aynı kıyafetime ilişmediler ve iki ay İstanbul’da yaya gezdiğim hâlde, mümânaat etmediler ve ilişmeğe hiç kimsenin hakkı yok.”
Çünkü, hem münzevî hem de câmiye gitmiyor ve çarşıda kalabalık yerlerde gezmiyor, yalnız otomobili ile çıkıyor. İnsanlarla zarûret olmadan konuşmuyor.. yalnız teneffüs için dağlar başında ve hàlî yerlerde geziyor. “Şimdi ehl-i dünyanın hiçbir hakkı yoktur ki vaziyetime, hâlime ilişsinler.”
Bir seyahat münâsebetiyle ve otomobili içinde İstanbul’a en mühim bir mes'ele-i îmâniye için gitmesinden, şimdi İstanbul’un bazı resmî adamları yirmi cihette kanunsuz bir tarzda kanun nâmına Üstadımızı bir bardak suda fırtına koparmak nev'inden milyonlar fedâkâr talebeleri bulunan bir zâta sinek kanadı kadar bir ehemmiyeti olmayan bir mes'ele için resmî adamları yanına göndermek olan yüz cihette ehemmiyetsiz, mânâsız ve bir habbeyi yüz kubbe yapmak gibi bu şeye karşı Üstadımız diyor:
“Mâdem îmân hizmetinde ihlâs-ı etemle, anarşiliği durdurmakla, âsâyişi muhâfaza etmekle sabır ve tahammül gerektir. Ben de bunun için rahatımı, haysiyetimi fedâ ediyorum. Onları da helâl ediyorum.”
Üstadımızın bu defa İstanbul’a gitmesi münâsebetiyle İstanbul müddeiumumîliğince ifâdesinin alınması için yanına gelen iki memura Üstadımız dedi: “Ben daha evvel bu mes'ele için mahkemede ifâde vermiştim ve mahkeme tahkîkat yapmış, neticede berâet vermiş. Başka diyeceğim yok.” diyerek Samsun Mahkemesine giden ve İstanbul mahkemesinde okuduğu ifâdâtını tekrar söyledi. Hem eskiden aldığı birkaç rapor var ki, hastalığı dolayısıyla başını sarmağa mecburdur ve şiddetli nezleden ve hastalıklardan dolayı istirahate ve tebdil-i havaya ihtiyacı vardır. Dâimî bir yerde kalması sıhhatine münâfîdir. Daha evvel lüzum da olmadığı için, bu raporları göstermeğe tenezzül etmiyordu, lüzum görmüyordu.
Hizmetinde bulunan Nur talebeleri
Tahiri, Zübeyr, Sungur, Hüsnü, Bayram ∗∗∗
