► (022) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Muazzam ve hàrika Risale-i Nur külliyatından iki büyük mecmuanın imha edileceği hakkında dehşetli bir haber işittik. Gayet hak ve hakikatli ve feylesofları ilzam eden o mecmualar, Risale-i Nurun diğer eczâlarıyla beraber Denizli ve Ankara Mahkemelerinde berâet verilip kaziye-i muhkeme hâline gelerek iâde edildiği ve iki defa Temyiz Mahkemesi berâet ettirdiği hâlde ve Mısır, Şam, Haleb, Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere gibi Âlem-i İslâmın mühim merkezlerinde fevkalâde bir takdir ve tahsine mazhar olan ve makbûliyetine hürmeten Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın kabr-i şerîfi ve Hacerü'l-Esved üzerine konulan bu eserler hakkındaki bu müdhiş muâmele, Halk Partisinin yaptığı diğer azîm cürümleri gibi tarihte emsâli görülmemiş bir cinayettir.
Biz Nur talebeleri o cebbâr gaddârlardan hakkımızı kolayca alabilirdik. Fakat İslâmiyetin asırlardır bayraktarlığını yapan kahraman Türk milletinin masûm çoluk-çocuk ve ihtiyarlarına karşı Risale-i Nurun bizlerde husûle getirdiği kuvvetli şefkat itibariyle ve Kur'ân-ı Hakîmin bizleri maddî mücâdeleden men'edip elimizde topuz yerinde Nur olması haysiyetiyle ve bütün kuvvetimizle mesleğimizin icâbı olan âsâyişi te'min etmek esâsıyla, o zâlimlere maddeten mukàbele edemedik. Yoksa, Allah göstermesin, bir mecburiyet-i kat'iyye olursa komünist ve masonlar hesabına ona sebebiyet verenler bin defa pişman olacaklardır.
Hem biz müşâhedâtımızla kat'î bir kanâatteyiz ki; Risale-i Nura ilhâd ve zındıka nâmına ilişildiği zaman, umumî bir musîbet geliyor. Taarruzun aynı vaktinde dört defa büyük zelzelenin vukû'u ve çok hâdisâtın aynı vakitte zuhûru, bu kanâatimizi tasdik etmiş. Bu itibarla öyle bir kararın infazından ehl-i îmânın titrediği, o hàrikulâde ve kıymetdâr, mübârek mecmualar hakkında imha cinayetinin işlenmesi; bu millet ve memleket içinde manevî zelzeleler, fırtınalar, tâun ve tûfânlar kopacak kuvvetli ihtimalinden telâş ediyoruz. Zîra Risale-i Nura dört defa taarruz ve hücum zamanında şiddetli zelzelelerin tevâfuku, bu hakikati kör gözlere dahi göstermiştir. Hattâ mahkemede da'vâ ettik.
Hem müfessirlerin üçyüz elli bin tefsirlerine ittibâen iki sahifede iki Âyât-ı Kur'âniyeyi tefsir ettiği bahânesiyle, yüzbinler kimselerin îmânına pek ziyâde bir ehemmiyet ve te'sirle hizmet eden dörtyüz sahifelik Zülfikàr Mecmuası’ nı müsâdere ve imha etmek; dünyada hiçbir kanunda olmadığından, sırf dinsizliğe âlet olarak yapılan bu fecî garazkârlık fâillerinin hak, hakikat ve adâletten ne derece uzak olduğunun zâhir bir
