istihkar ederek mücâhede etmiş ve nihâyet muvaffak ve muzaffer olmuştur. Evet ittibâ'-ı sünnet-i Ahmediyeye dair yazdığı bir eseri otuz seneden beri binlerce nüsha neşrolmuştur. Fahr-i kâinât, Resûl-i Ekrem (A.S.M.) efendimizin son ve hak peygamber olduğuna dair muazzam bir eseri olan Mu'cizât-ı Ahmediye kitabı da meydândadır. Hakikat-i hâl böyle olduğu hâlde, Said Nursî’ye böyle bir ittihamı yapanların; hak ve hakikatten, insaf ve vicdândan ne kadar uzak oldukları kıyâs edilsin. Bu ittihamı yapmak, şeytanların bile hâtırından geçmez.
Bu hâdisenin bir sebebi şu olmak kavîdir ki; Risale-i Nur, aile hayatına büyük bir fâide verip hanımların iffet ve nâmus ve ismetle ve saâdetle hayat geçirmelerini te'min ettiğinden, kadınlar Risale-i Nura çoklukla rağbet göstermektedirler. Buna bir hüsn-ü misâl olarak hanımların neşrolunan birkaç makalesini din düşmanları görmüşler ve bolşeviklik hesabına bir takım uydurma bahânelerle hücuma geçmişlerdir. Fakat asla muvaffak olamayacaklardır. Onların maksadlarının tam aksine olarak Risale-i Nurun neşriyatı erkek ve kadınlar arasında hàrika bir tarzda inkişaf etmektedir ve edecektir.
Hastalığı münâsebetiyle
hizmetinde bulunan
Tahiri, Zübeyr, Ceylan,
Bayram, Sungur, Rüştü ∗∗∗
► (138) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
En mühim bir mahkemede son sözüm olarak “Mahkeme-i Kübrâ’ya Şekvâ” nâmıyla yazılan ve Tarihçe-i Hayat’ta birkaç defa neşrolunan ve mahkemede iken Ankara makàmâtına, Temyiz Mahkemesine ve mahkeme reislerine gönderilen şekvânın sebebi o hâdisenin acîb, garîb, küçük bir nümûnesi bu defa aynen başıma geldiği için o “Mahkeme-i Kübrâ’ya Şekvâ”ya bir hâşiyecik olarak beyân ediyorum:
İki gün evvel çok müştâk olduğum ve eski zamanda Anadolu medrese-i ilmiyesi hükmünde olan Konya’ya üç sebeb bahânesiyle;
Biri: İki hakikatli nur kardeşim fakir hâlleriyle beraber büyük bir masrafa girip, İzmir Mahkemesine gitmişler. Dönüşlerinde yanıma uğradılar. Ben de onları kısmen masraftan kurtarmak için, hususî otomobilim ile Konya’ya kadar beraber almak.
