► (064) ◄
Azîz, Sıddık, Mütefekkir Kardeşlerim!
Evvelâ: Çok emârelerle kat'î kanâatim gelmiş ki gizli dinsizler, resmî bazı memurları aldatıp Nurun mahrem büyük risaleleri içinde yalnız Rehberi musırrâne medâr-ı ittiham tutmaları ve bir buçuk seneden beri bana sıkıntı vermelerinin sebebi Rehberdeki “Hüve Nüktesi” olduğunu kat'iyyen bildim. Çünkü bu Hüve’nin keşfettiği sırr-ı tevhid pek kat'î ve bedîhî bir sûrette küfr-ü mutlakı kırıyor. Hattâ bir kısmında hiçbir vesvese ve şübhe bırakmıyor. Gizli dinsizler buna karşı çare bulamadıklarından intişarına resmî yasak ile sed çekmek için çalıştılar. Bu Hüve Nüktesi’nin bir gün evvel Medresetü'z-Zehrâ’nın erkânlarına bir ders nev'inden söylediğim çok noktalarından yalnız üç noktasını sizlere beyân ediyorum.
Birinci Nokta: Hava unsurunun yüksek ve ehemmiyetli bir vazifesi, ﴾ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ ﴿ âyetinin sırrıyla güzel ve mânidâr ve îmânî ve hakikatli kelimelerin kalem-i kaderin istinsahıyla ve İzn-i İlâhî ile intişar etmesiyle bütün küre-i havadaki melâike ve rûhânilere işittirmek ve Arş-ı A'zam tarafına sevketmek için Kudret-i İlâhî kaleminin mütebeddil bir sahifesi olmaktır.
Mâdem havanın kudsî vazifesinin, hikmet-i hilkatinin en mühimmi budur. Ve rû-yi zemini radyolar vâsıtasıyla bir tek menzil hükmüne getirip nev'-i beşere pek büyük bir ni'met-i İlâhiye olmaktır. Elbette ve elbette beşer bu pek büyük ni'mete karşı, bir umumî şükür olarak o radyoları herşeyden evvel kelimât-ı tayyibe olan Kelâmullâh’ın, başta Kur'ân-ı Hakîm ve hakikatleri ve îmânın ve güzel ahlâkların dersleri ve beşerin lüzumlu ve zarûrî menfaatlerine dair kelimâtları olmalı ki o ni'mete şükür olsun; yoksa ni'met böyle şükür görmezse, beşere zararlı düşer.
Evet beşer, hakikate muhtaç olduğu gibi bazı keyifli hevesâta da ihtiyacı var. Fakat bu keyifli hevesât, beşte birisi olmalı. Yoksa havanın sırr-ı hikmetine münâfî olur. Hem beşerin tenbelliğine ve sefâhetine ve lüzumlu vazifelerinin noksan bırakılmasına sebebiyet verip beşere büyük bir ni'met iken, büyük bir nıkmet olur. Beşere lâzım olan sa'ye şevki kırar.
Şimdi gözümün önündeki makinecik ve radyo kabı, Kur'ânı dinlemek için odama getirilmişti. Baktım, on hissede bir hisse kelimât-ı tayyibeye veriliyor. Bunu da bir hatâ-yı beşerî olarak anladım. İnşâallâh, beşer bu hatâsını tamir edecek. Ve bütün zemin yüzünü bir meclis-i münevver, bir menzil-i àlî ve bir mekteb-i îmânî hükmüne geçirmeğe vesile olan bu radyo ni'metine bir şükür olarak beşerin hayat-ı ebediyesine sarfedilecek kelimât-ı tayyibe, beşte dördü olacak.
