İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 60 / 218
60

İkinci Nokta: Nur Risalelerinde denilmiş ki: “Kâinâtı halk edemeyen, bir zerreyi halkedemez. Bir zerreyi tam yerinde halkedip muntazam vazifeleriyle çalıştıran, yalnız kâinâtı halkeden Zât olabilir.”

Bu cümlenin küllî hüccetlerinden bir cüz'î hücceti şudur ki: Kelimelerin envâ'ının kabı ve mahfazası olan yanımdaki bu radyo makineciğindeki bir avuç hava, kat'iyyen gösteriyor ki, şimdi elimizde baktığımız radyo “istasyon cetveli” nâmındaki listede yazılı ikiyüze yakın merkezden bir saatten bir seneye kadar uzak ve muhtelif mesâfelerden aynı dakikada bir tek kelime-i Kur'âniye, meselâ “Elhamdülillâh” kelâmı tam hurûfâtıyla ve şîvesiyle ve söyleyenin mahsûs sedâsının tarzıyla, bu makinedeki bir avuç havanın zerreleriyle, hiç tağayyür etmeden kulağımıza gelmek için ve muhtelif kelimât-ı Kur'âniyeyi ayrı ayrı sedâ ile, çeşit çeşit şîve ile, kezâ hiç tağayyür etmeden ve bozulmadan bizim kulağımıza getirmek için o bir avuç havanın herbir zerresinde öyle hadsiz bir kuvvet ve ihâtalı bir irâde ve bütün rû-yi zemindeki merkezlerde o Kur'ânı okuyan hâfızların ayrı ayrı şîvelerini bilecek ihâtalı bir ilim; ve onları bütün görecek ve işitecek muhît bir göz ve herşeyi bir ânda işitebilir bir kulak olmazsa, elbette bu mu'cize-i kudret vücûda gelmeyecek.

Demek bu bir avuçtaki hava zerreleri yalnız ve yalnız bütün kâinâtı ihâta eden bir ilim ve irâdenin; sem' ve basarın sâhibi bir Zâtın ve hiçbir şey ona ağır gelmeyen ve en büyük şey, en küçük şey gibi kudretine kolay gelen bir Kàdir-i Mutlakın kudreti ve irâdesi ve ilmiyle bu mu'cizât-ı kudrete mazhar oluyorlar. Yoksa, temevvücat-ı havâiyede mevcûdiyeti tevehhüm edilen serseri tesâdüfün ve kör kuvvetin ve sağır tabiatın icâdına yer vermek, herbir zerreyi; bütün zemin yüzündeki küre-i havâiyede bulunan herşeyi görür, bilir ve yapar hâkim-i mutlak etmektir. Bu ise yüzbin derece akıldan uzak, muhâl muhâller içinde bir hurâfedir. Ehl-i dalâlet gelsinler, mezhebleri ne kadar akıldan uzak ve hurâfe olduklarını görsünler.

Üçüncü Nokta: Bu radyo makineciğinde ve manevî kelimât çiçeklerine saksılık eden bu kapçıktaki bir avuç havanın gösterdikleri mu'cizât-ı kudretten bu hakikat anlaşılıyor ki: Herbir zerre, Cenâb-ı Hakk’ı zâtıyla ve sıfâtıyla ta'rif eder. Ve isbât eder. Bütün kâinâtı teftiş eden hükemâlar ve ulemâlar büyük ve geniş delillerle, Zât-ı Vâcibü'l-Vücûdun vücûdunu ve vahdetini isbât etmek için bütün kâinâtı nazara alırlar. Sonra mârifetullâhı tam elde ediyorlar. Hâlbuki nasıl Güneş çıktığı vakit bir zerrecik cam, aynı deniz yüzü gibi Güneşi gösteriyor ve o Güneşe işâret ediyor. Öyle de, bu bir avuç havadaki herbir zerre de mezkûr hakikate binâen aynen kâinât denizindeki cilve-i tevhidi, sıfât ve kemâliyle kendilerinde gösteriyorlar.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.