İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 98 / 218
98

► (082) ◄

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

Azîz Kardeşlerim!

Eski Said’in matbu' eski eserlerinden birisi elime geçti. Merak ve dikkatle baktım. Bu gelen fıkra kalbe geldi. Münâsibse Mektûbat âhirinde yazılsın.

Evvelâ: Hürriyetin üçüncü senesinde aşâirler arasında meşrûtiyet-i meşrûayı aşâire tam bildirmek ve kabûl ettirmek için Ertuş aşâiri içinde hususan Gevdan ve Mamhuran’a verdiği ders ve bin üçyüz yirmidokuzda matbaa-i Ebüzziya’da tab'edilen kırkbir sene evvel tab'edilmiş fakat maatteessüf yirmi-otuz seneden beri arıyordum, bulamamıştım. Bu defa birisi bir nüsha bulup bana göndermiş. Ben de eski Said kafasını alıp ve yeni Said’in sünûhâtıyla dikkatle mütâlaa ettim. Anladım ki Eski Said acîb bir hiss-i kable'l-vukû' ile otuz-kırk sene sonra şimdi vukû'a gelen vukûât-ı maddiye ve maneviyeyi hissetmiş. Ve bedevî Ekrâd aşâiri perdesi arkasında bu zamanın medenî perdesini kendilerine maske yapan ve vatan-perverlik perdesi altında dinsiz ve hakîki bedevî ve hakîki mürteci; yani, bu milleti, İslâmiyetten evvelki âdetlerine sevk eden hâinleri görmüş gibi onlarla konuşup başlarına vuruyor.

Sâniyen: O matbu' eserin yüzbeşinci sahifeden tâ yüzdokuza kadar parçaya dikkatle baktım. O zamanda aşâire ders verdiğim o suâller ve cevablar vaktinde mühim bir velî içlerinde bulunuyormuş. Benim de haberim yok. O makamda şiddetli i'tirâz etti. Dedi:

“Sen ifrat ediyorsun, hayâli hakikat görüyorsun, bizi de tahkîr ediyorsun. Âhirzamandır. Gittikçe daha fenâlaşacak.” O vakit ona karşı matbu' kitapta böyle cevab vermiş:

Herkese dünya terakkî dünyası olsun yalnız bizim için mi tedennî dünyasıdır? Öyle mi? İşte ben de sizinle konuşmayacağım şu tarafa dönüyorum; müstakbeldeki insanlarla konuşacağım.

Ey yüzden tâ üçyüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş, sâkitâne benim sözümü dinleyen ve bir nazar-ı hafi-yi gaybî ile beni temâşâ eden Said, Hamza, Ömer, Osman, Yûsuf, Ahmed vs. size hitâb ediyorum.

Tarih denilen mâzi derelerinden sizin yüksek istikbâlinize uzanan telsiz telgraf ile sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım acele ettim, kışta geldim. Siz inşâallâh Cennet-âsâ bir baharda gelirsiniz. Şimdi ekilen nur tohumları zemininizde çiçek açacaklar. Sizden şunu ricâ ederim ki, mâzi kıt'asına geçmek için geldiğiniz vakit mezarıma uğrayınız. O çiçeklerin birkaç tanesini mezar taşı denilen, kemiklerimi misâfir eden toprağın kapıcısının başına takınız (yani ihtiyar risalesinin onüçüncü ricâsında beyân ettiği gibi, Medresetü'z-Zehrâ’nın mekteb-i ibtidâîsi ve Van’ın yekpâre taşı olan kalesinin altında bulunan Horhor medresemin vefât etmesi ve Anadolu’da

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.