► (085) ◄ Nur Âleminin Bir Anahtarının Bir Hâşiyesi
NUR ÂLEMİNİN BİR ANAHTARININ BİR HÂŞİYESİ
Bu Nur anahtarının radyo bahsine dair, iki üniversiteli ile, bir gün hareket etmekte olan, hiçbir telle bağlı bulunmayan bir otomobilde bulunan radyo ile, uzakta bir mevlid-i şerîf dinliyorduk. O iki Nurcu üniversitelilere dedim:
Nurda dahi; hayat, vücûd gibi doğrudan doğruya kudret-i İlâhiyenin perdesiz tecellîsi bedâhetle göründüğüne bir delil budur ki: Şimdi bu makinecikteki tırnak kadar bir hava, manevî az bir nur, yalnız bu mevlidden gelen kelimeleri dinler, söyler değil, belki binler, milyonlar kelimeleri aynı ânda dinler, söyler ki, binler istasyondaki ayrı ayrı kelimeleri şimdiki işittiğimiz kelimeler gibi işitir ve işittirebilir, bize söyleyebilir. Demek en cüz'î, en küllî olur.
Hem o küçücük, parçacık hava, küre-i hava kadar vazife görür. En küçük, en büyük küre-i hava kadar büyür.
Eğer cilve-i Kudret-i Ezeliyeye verilmezse; öyle acîb bir hurâfeli tezâd olur ki; hiçbir hayâle gelmez. Bir şey zıddına inkılâbı muhâl olduğundan; böyle binler derece en cüz'î, zıddı olan en küllî olmak.. en küçük, en büyük olmak.. en câmid, câhil, şuûrsuz, âciz; en muktedir, en dirayetli ve irâdetli ve şuûrlu olmak lâzım gelir ki; yüzer tezâd ve muhâller ve hurâfetler içinde, emsâli bulunmaz bir hurâfedir. Demek bilbedâhe Kudret-i Ezeliyenin bir cilvesidir. Ve o cilveyi küre-i havada umumen temsîl eden bu gelen hadîs-i şerîfin meâli gösteriyor. Şöyle ki:
“Bir melâike var. Kırkbin başı var. Her başında, kırkbin dil var. Herbir dilde, kırkbin tesbihât yapıyor. Altmışdört trilyon tesbihât aynı ânda söylüyor.” Demek küre-i hava, bu melâike gibidir. Yani; bu melâikenin tesbihâtı adedince her kelime-i tayyibe, hava sahifesinde yazılıyor.
Küre-i hava diyor ki: “Bu hadîs, benden veya bana nezârete memur melekten haber veriyor. Çünkü: İnsandaki bütün konuşmalar ve sâir bütün hadsiz sesler, karışmaları içinde karıştırılmadan tam hurûfâtıyla ve söyleyenlerin şîveleriyle, mümtâz sesleriyle söylenmek gösterir ki; küllî bir şuûrla yapılan bu iş yalnız tek bir zerrenin vazifesi; ne bana, yani küre-i havaya ve ne de bütün esbâba vermesi hiçbir cihet-i imkânı yok. Demek her yerde hazır, nâzır ehadiyet cilvesiyle ve içinde ihâtalı bir irâde, muhît bir ilim bulunan bir kudret-i ezeliyenin cilvesidir. Buna milyonlar şâhidlerinden birisi radyodur.”
