İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 110 / 218
110

Onüçüncü Söz’de Hikmet-i Kur'âniye ile hikmet-i felsefeyi muvâzene bahsinde denilmiş olan mes'elenin meâli budur ki: Felsefe-i insaniye, gayet hàrikulâde mu'cizât-ı kudret-i İlâhiyenin mu'cizât-ı rahmeti üstüne âdiyât perdesi çeker. O âdiyât altındaki vahdâniyet delillerini ve o hàrika ni'metlerini görmüyor, göstermiyor. Fakat âdetten hurûc etmiş hususî bazı cüz'iyâtı görür, ehemmiyet verir.

Meselâ: Hilkat-i insaniyedeki kudret mu'cizelerini görmüyor, ehemmiyet vermiyor. Fakat, kaideden çıkmış iki başlı, üç ayaklı bir insanı görüp, istiğrab ve velvele-i hayret ile nazar-ı dikkati celb eder. Küllî, umumî mu'cizâtı âdet perdesinde saklar. Cüz'î ve kanundan çıkmış ve tâifesinden ayrılmış maddeleri medâr-ı ibret yapar.

Hem meselâ: –Hayvandan, insandan– yavruların pek hàrika, pek mu'cizâtlı iâşelerini âdi görüp ehemmiyet vermiyor. Fakat bir vakit Amerika’da bir gazetenin neşrettiği gibi tâifesinden çıkmış, milletinden ayrılmış, denizin dibine girmiş bir böceğin, bir yeşil yaprak rızık olarak ağzına verilmesini gören balıkçılar ağlamışlar; şa'şaa ile ilân etmişler.

Hâlbuki: En cüz'î bir yavruda, memedeki âb-ı kevser gibi rızkında, onun gibi binler mu'cizât-ı rahmet ve ihsân var. Felsefe-i beşeriye görmüyor ki şükür etsin. O Rahmânürrahîm’i tanısın. Şükür ile mukàbele etsin.

İşte Hikmet-i Kur'âniye, o âdiyât perdesini yırtar. O küllî, umumî hàrika mu'cizeleri ve fevkalâde ni'metleri beşere ders verir; Allah’ı tanıttırır. Küllî şükür nâmına ubûdiyete sevk eder.

İşte, felsefe-i beşeriyenin en acîb, en antika hatâsından birisi de şudur ki: Cüz'-i ihtiyarîsi ve irâdesi en zâhir ve küçük fiili olan söyleme ğe kâfî gelmiyor; icâd edemiyor. Yalnız havayı harflerin mahrecine sokuyor. Bu cüz'î kesb ile Cenâb-ı Hak, onun o kesbine binâen o kelimâtı halk eder. Havaya da binler nüsha yazar. Bu kadar icâddan insanın eli kısa olduğu hâlde bütün esbâb-ı kâinât âciz kaldıkları bir hàrika küllî mu'cizât-ı kudrete beşer icâdı nâmını vermek ne kadar büyük bir hatâ olduğunu zerre kadar şuûru bulunan anlar.

İşte bunun bir misâli, yüz bin hàrikaları tazammun eden bir kanun-u İlâhîyi, beşerin istifadesine vesile olmak için bir keşfiyât, yani fiilî duâlarına bir nev'i kabûl hükmünde bir ilhâm-ı İlâhî ile keşf olan radyo ile, beşer istifadesine vesile olan bîçâre, âciz-i mutlak bir insana; “Hah!.. Radyoyu filân keşşâf icâd etti ve elektrik kuvvetini buldu. Ve bazı keşşâflar da, beşerin kafasını okumak için bir madde icâd etmeğe çalışıyorlar (!)”

Evet, Cenâb-ı Hak –bu kâinâtı; insana lâzım ve lâyık herşeyi içinde halk etmiş bir misâfirhânedir– ziyâfetler nev'inde bazı zaman ve asırlarda gizli

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.