Mustafa’nın kendi el yazısı olan bütün Mektûbat ve Lâhikayı içinde buldum. Cenâb-ı Hak o kitapların harfleri adedince herbirisine mukâbil bin rahmet ihsân etsin. Âmîn.
Sâniyen: Onbir ay Husrev’in istirahatine fevkalâde hàlisâne hapiste hizmet eden ve müdafaâtında gayet güzel mukàbele eden Nurun küçük kahramanlarından Mustafa, dünkü gün benim yanıma geldi, dedi: “Ben, ağabeyim Husrev’in yanına ziyaretine gideceğim.” Dedim: Gerçi hem senin, hem onun hakkınızdır bu ziyaret. Fakat bugün dört talebe geldiler, Isparta’ya gittiler, o cihette ihtiyaç kalmadı. Sen de Risale-i Nur hesabına mühim bir köyde imâm olduğun için, o hizmet de benim şahsî hizmetimden daha ziyâde Nurlara fâidesi olduğu gibi, Husrev’in ziyaretinden şimdilik daha kıymetdâr olabilir. Eğer o köyde Hizmet-i Nuriye olmasaydı, Mustafa gibi hàlis ve fedâkâr hizmetkâra ihtiyacım vardı. Öyle ise, şimdilik ziyareti te'hir et.
Sâlisen: Konyalı Hacı Sabri kardeşimiz yanıma geldi. Ben, Sâdık, Hayri, Mustafa hazır iken çok ehemmiyetli sohbetimiz Hacı Sabri’ye mühim bir ders oldu. Bilhassa Medresetü'z-Zehrâ erkânlarının, hususan Husrev’in bu vatan ve millet ve Âlem-i İslâma hizmet-i îmâniyeleri ve tahribci dinsizlerin desîselerine sed çekmeleri o kadar büyük bir hasenedir ki, farz-ı muhâl, binler seyyie olsa afvettirir. Öyle ise, başta Husrev olarak o erkânların hiçbir hareketini tenkid etmemek ve kemâl-i ihlâs ve samîmiyet ile onlara tesânüd ve tam kardeş olmak lâzımdır diye bu meâlde bir ders oldu. İnşâallâh Hacı Sabri de Hoca Sabri ve Rüştü ve emsâlleri gibi rûh u can ile alâkadar ve Husrev’e tam kardeş olacak; meşreb ihtilâfı daha te'sir etmeyecek.
Hasta Kardeşiniz
Said Nursî ∗∗∗
► (042) ◄
Azîz, Sıddık Kardeşlerim, Medresetü'z-Zehrâ Erkânları, Nur Nâşirleri!
Evvelâ: Bir mes'eleyi biz münâsib gördük; size, asıl Nur hakkında söz sâhibi Medresetü'z-Zehrâ erkânlarının tensibine, havâle etmek için kalbe geldi. Şöyle ki:
Bugünlerde bana hizmet eden üç arkadaşımızın muvakkaten birkaç gün benden ders almak iştiyaklarına binâen ve eski zamanda talebelerime verdiğim kıymetdâr bir hâtırayı hayatlandırmak iştiyakına binâen, matbu' Lemeâtı her gün bir sahifesini ders veriyordum. Hem ben, hem onlar çok hayretle ve takdirle karşılıyorduk. Fikrimize geldi ki: Bu matbu' risalenin, sâir matbu' risaleler gibi nüshalarının kalmadığının sebebi,
