dalâlete, fıska, zulme rızâ da fısktır, zulümdür, dalâlettir. Bu acîb hâlin sırrını gördüm ki; kendilerini millet nazarında ettikleri cinayetlerinden mâzûr göstermek damarıyla muhâliflerini kendilerinden daha dinsiz, daha cânî görmek ve göstermek istiyorlar. İşte bu çeşit dehşetli haksızlıkların neticeleri pek tehlikeli olduğu gibi ictimâî ahlâkı da zîr ü zeber edip bu vatan ve millete ve Hâkimiyet-i İslâmiyeye büyük bir sû-i kasd hükmündedir.
Daha yazacaktım, fakat bu üç nokta-i esâsiyeyi şimdilik dindar hürriyet-perverlere beyân etmekle iktifâ ediyorum.
Said Nursî ∗∗∗
► (103) ◄
[Adnan Menderes’e gönderilmek niyetiyle evvelce yazılan ictimâî hayatımıza ait bir hakikatin Hâşiyesini tekrar takdim ediyoruz.]
HÂŞİYE: Eskilerin lüzumsuz keyfî kanunları ve sû-i istimâlleri neticesinde, belki de tahrîkleriyle zuhûr eden Ticanî mes'elesini dindar Demokratlara yüklememek ve Âlem-i İslâmın nazarında Demokratları düşürmemenin çare-i yegânesi kendimce böyle düşünüyorum: Ezân-ı Muhammedî’nin (A.S.M.) neşriyle Demokratlar on derece kuvvet bulduğu gibi; Ayasofya’yı, beşyüz sene devam eden vaziyet-i kudsiyesine çevirmek ve hâlen İslâmda çok hüsn-ü te'sir yapan ve bu vatan ahâlisine Âlem-i İslâmın hüsn-ü teveccühünü kazandıran, yirmisekiz sene mahkemelerin muzır cihetini bulamadıkları ve beş mahkeme de berâetine karar verdikleri Risale-i Nurun resmen serbestîsini dindar Demokratlar ilân etmeli ve bu yaraya bir nev'i merhem vurmalıdırlar. O vakit Âlem-i İslâmın teveccühünü kazandıkları gibi, başkalarının zâlimâne kabahatleri onlara yüklenmez fikrindeyim. Dindar Demokratlar, hususan Adnan Menderes gibi zâtların hatırları için, otuzbeş seneden beri terk ettiğim siyasete bir-iki saat baktım ve bunu yazdım.
Said Nursî ∗∗∗
