kazandırmakla beraber komünistin manevî tahribâtına karşı şimdiye kadar Rus’un Amerika ve İngiliz’e karşı tecâvüzünden ziyâde bin senelik adâvetinden dolayı en evvel bize tecâvüz etmesi adâvetinin muktezâsı iken, o tecâvüzü durduran, şübhesiz hakàik-ı Kur'âniye ve îmâniyedir. Öyle ise bu vatanda herşeyden evvel o acîb kuvvete karşı hakàik-ı Kur'âniye ve îmâniyeyi bilfiil elde tutup dinsizliğin önüne kuvvetli bir Sedd-i Zülkarneyn gibi bir Sedd-i Kur'ânî yapılması lâzım ve elzemdir.
Çünkü dinsizlik Rus’u, şimdiye kadar yarı Çin’i ve yarı Avrupa’yı istilâ ettiği hâlde, bize karşı tecâvüz ettirmeyip tevkìf ettiren, hakàik-ı îmâniye ve Kur'âniyedir. Yoksa Rusların tahribât nev'inden manevî kuvvetlerine karşı adliyenin binden birine maddî ceza vermesiyle; serserilere ve fakirlere, zenginlerin malını peşkeş çeken ve hevesli gençlere ehl-i nâmusun kızlarını ve ailelerini mübâh kılan ve az bir zamanda Avrupa’nın yarısını elde eden bir kuvvete karşı ancak ve ancak manevî bombalar lâzım ki, o da hakàik-ı Kur'âniye ve îmâniye atom bombası olup o dehşetli solculuk cereyanını durdursun. Yoksa adliye vâsıtasıyla yüzden birine verilen maddî ceza ile bu küllî kuvvet tevkìf edilmez.
Onun için dindar milletvekilleri bu tâcili lâzım gelen hakikati te'hir etmelerinden çok defa tecrübelerle gördüğümüz gibi bu defa da küre-i hava şiddetli soğuğu ile buna i'tirâz ediyor.
İki dehşetli harb-i umumînin neticesinde beşerde hâsıl olan bir intibâh-ı kavî ve beşerin tam uyanması cihetiyle kat'iyyen dinsiz bir millet yaşamaz, Rus da dinsiz kalamaz. Geri dönüp Hıristiyan da olamaz. Olsa olsa küfr-ü mutlakı kıran ve hak ve hakikate dayanan ve hüccet ve delile istinâd eden ve aklı ve kalbi iknâ eden Kur'ân ile bir musâlaha veya tâbi olabilir. O vakit dörtyüz milyon ehl-i Kur'âna kılınç çekemez.
Said Nursî ∗∗∗
► (066) ◄
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Mevlid-i Şerîfinizi rûh u canımızla tebrik ediyoruz. Ve muvaffakıyetinizi ve Nurların fevkalâde te'sirli intişarlarını sizlere müjde ediyoruz. Ve Nurcuları tebrik ediyoruz.
Sâniyen: Bu mübârek gecede pek şiddetli bir ihtar kalbime geldi ki: İstanbul’daki Üniversiteciler Eski Said ile Yeni Said’in Tarihçe-i Hayat’ındaki hàrikaları yazmaları münâsebetiyle iki fikir meydâna gelmiş.
Birisi: Dostlarda benim haddimden pek ziyâde, fevkalâde bir nev'i velâyet gibi bir hüsn-ü zan hâsıl olmuş. Ve muârızlarda ve ehl-i felsefede
