Hem hakàik-ı îmâniyenin en son ve en müşkül ve en derin ve bütün filozofları, hattâ hükemâ-i İslâmiyeyi dahi hayrette bırakan çok mühim muammâları halleden Yirmidördüncü Mektûb..
Hem kalbin bütün manevî yaralarına kudsî bir tiryâk olan Onyedinci Söz ve emsâli Risaleler pek hàrika bir tarzda imdâdıma yetişti ve tedâviye başladı.
Ve bana şöyle bir kanâat-ı kat'iyye verdi ki: Güyâ Risale-i Nur, ezcümle mezkûr risaleleri hem ben, hem hastalık münâsebetiyle yanıma gelenler ders alsınlar diye, Rahmet-i İlâhiye tarafından hastalandırılmışım.
Evet: Sanki, sevgili, müşfik Üstadımız İhtiyarlar Risalesi’ni gençlere, Hastalar Risalesi’ni sıhhatte olanlara yazmış.
Sâlisen: Orada bulunan ve sevgili Üstadımızın kıymetdâr hizmetinde bulunan muhterem arkadaşlarımıza, hem birer birer selâm, hem bayramlarını tebrik ederim. Sevgili Üstadımızın ellerinden, kardeşlerimizin gözlerinden öperim.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Çok kusurlu ve hasta talebeniz
Mehmed Feyzi ∗∗∗
► (093) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bir zât, uzunca bir mektûb yeni hurûfla bana yazmış, kendisinin kim olduğunu bildirmemiş. Üç noktada şübhe edip bir nev'i i'tirâz gibi yanlış mânâ verdiği için güyâ bizi îkaz ediyor. Meşrebimiz münâkaşa ve münâzara olmadığından ve kusurumuzu hakîki olarak gösterenlerden memnun olduğumuzdan, bu mechûl zâtın mektûbunda üç esâsın hakikatini gösterip yanlışını tashih etmek istedim.
Birinci Esâs: Risale-i Nurun üstadı ve me'hazi ve Said’in de çok zamandan beri bir virdi olan bazı âyetler, bir hizb-i Kur'ânî sûretinde bir kısım talebelerin arzularıyla kaleme alınmış. Sonra da tab'edilmiş. Ve dört-beş mahkemenin de gösterdiği ehl-i vukûf ulemâları ve hattâ Diyânet Riyâseti dâiresi ve İstanbul’un fetvâ dâiresindeki tedkik-i kütüb-ü diniye hey'etinden hiçbir âlim ve ehl-i vukûf ulemâları i'tirâz etmemişler. Belki takdir edip tahsin etmişler. Çünkü başta sahâbeler ve matbu' Mecmuatü'l-Ahzâb’da bulunan Hazret-i Üsâme Radıyallahu anh hizb-i Kur'ânîsi ki;
